top of page

581 results found with an empty search

  • TASARIM-1

    Mayıs 2021 | Tasarım | Türkiye click for english RASMUS ASTRUP “Doğayı şehirlere taşımaktan başka çaremiz yok” Yazı | Onur Baştürk İ skandinavya’nın önde gelen peyzaj, kentsel tasarım ve mimarlık stüdyolarından biri olan SLA’nın ortağı ve proje direktörü Rasmus Astrup. Sürdürülebilir peyzaj mimarisi, entegre iklim adaptasyonu ve doğa temelli tasarım konusunda uzman olan Astrup, SLA’nın ileri görüşlü peyzaj projelerine liderlik ediyor. Yüzde yüz su dengesiyle ödüllü Novo Nordisk Doğa Parkı, hava temizleyen cepheleriyle Reinvent Paris ve Kopenhag’ın atıktan enerji elde edilen üretim tesisinin çatısına yapılan yemyeşil Copenhill Enerji Santrali ve Kentsel Rekreasyon Alanı, Astrup’un en güncel projeleri arasında. Yeşilin ön plana çıkarıldığı, hatta başrolde olduğu mimari tasarımlarla artık daha sık karşılaşıyoruz. Binaların çatı alanlarında organik tarım alanları, mini parklar yaratılması... Şehirlerin kullanılmayan atıl bölgelerine parklar ya da yeşili bol geçişler yapılması... Hatta Malezya’daki BiodiverCity gibi yeni baştan inşa edilecek olan ekolojik şehirler. Tüm bunlar sizce yeterli mi? Yoksa “yeşil devrim” henüz başlangıç mı? Her şeyden önce yeşil sadece bir renk. Bu yüzden “ekolojik” olduğunu duymaktan mutluluk duyuyorum. Çünkü evet, bu sadece başlangıç ve biz o noktadan çok uzağız. Şu anda dünyada çok fazla kriz var ve mevcut odak noktası pandemi üzerinde olsa da, biyoçeşitlilik sorununun hepsinden daha büyük olduğuna ve şehirlerin bunu çözmeye katkıda bulunacağına inanıyorum. Doğayı şehirlere getirdiğimizde, sadece yağmur suyu, kentsel ısı adası ve kirlilik gibi sorunları çözmüş olmayacağız. Farkındalık, refah ve çok önemli sosyal bağlantılar da yaratacağız. Önümüzdeki on yılda bizi yeşilin arttığı şehirler mi bekliyor? Bu konuda iyimser misiniz? Şu anda müşterilerimizden çok fazla kentsel alan ve şehir doğasına yönelik talep alıyoruz. Bu kesinlikle bana iyimser bir enerji katıyor! Temelde kentsel alan şehirler için sosyal birleştirici faktördür ya da demokratik temeldir. Kentsel tasarıma yaklaşımımız için her zaman “şehir doğası” terimini daha geniş anlamda kullanıyorum. Çünkü onları sürdürülebilir, dayanıklı ve sağlıklı hale getirmek istiyoruz. Aynı zamanda kentsel kamusal alanın en demokratik yer olduğuna inanıyoruz. Cinsiyete, yaşa ve dine bakmaksızın herkesin eşit olarak buluşabileceği ve etkileşimde bulunabileceği yerler... Devamı için... Print YUZU MAGAZINE - III Out of Stock View Details

  • TASARIM-1

    Şubat 2021 | Tasarım | Dünya Arabasız, caddesiz, akıllı şehir: The Line Yazı | Mert Çam S uudi Arabistan denince zihinlerimizde beliren fikirler yakın gelecekte tümden değişeceğe benziyor. Zira Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Salman (MBS), yakın zamanda kapsamlı bir reform projesi başlattı. MBS, bu reformlar listesiyle ülkesinin imajını olumlu yönde değiştirmeyi amaçlarken ekonomik çeşitlilik, daha iyi yaşam standartları, kültürel gelişim gibi konulara önem vereceğini iddia ediyor. Hatta 35 yılın ardından müze, tiyatro ve sinemaların açılması olumlu yeniliklerin habercisi olmuş Suudi halkı için. NEDEN DEĞİŞİYOR Kuşkusuz bu değişim isteğinin nedeni ülkenin petrole olan bağımlılığını ortadan kaldırmak. Hali hazırda ülkenin en büyük ticari işbirlikçisi olan British Petrol’ün bile yatırımlarını daha az petrolün kullanıldığı bir geleceğe göre planlaması bu adımların ne kadar gerekli olduğunun kanıtı. Sonuç olarak Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri'nin Dubai ve Abu Dhabi'de yaptığı gibi ülkenin çehresini değiştirecek birbirinden yenilikçi projeleri peş peşe kamuoyuna sunmaya başladı. Öyle ki, bu projeler tamamlandığında geleceğin sorunlarına da çözüm sağlayacak. Nasıl mı? Araştırmalar gösteriyor ki yakın gelecekte iklim değişikliği, hava kirliliği ve suların yükselmesiyle yaklaşık bir milyar insan yaşayacak yeni yerler aramak zorunda kalacak. Suudi yönetimi bu ihtiyacın bir kısmını karşılamaya aday gibi görünüyor. Çok konuşulan, iddialı “The Line” projesiyle… BİLİM KURGU FİLMLERİNDEKİ GİBİ The Line, “Neom mega-şehri projesi”nin ilk ayağı. Akıllı şehir konseptli bir yerleşim merkezi. İnşaatına bu yıl başlanan projenin toplamda 200 milyar dolara mal olacağı öngörülüyor. Tasarımı ve sunduğu teknolojiyle bilim kurgu filmlerindeki şehirleri andıran The Line’ın özelliklerine gelince… 1. İnce bir şerit olarak (170 kilometre uzunluğunda) tasarlanan The Line, doğa dostu bir şehir olacak. Yüzde yüz yeşil enerjiyle işletilecek ve karbondioksit üretmek yerine doğadaki karbondioksitin emilimini sağlayacak bir sistem sunacak. 2. İçinde hiçbir şekilde araba, otoyol ve cadde bulunmayacak. Dolayısıyla hava kirliliği, karbondioksit salınımı ve trafik kazaları da olmayacak. 3. Tasarımın yüzeyi 170 kilometrelik şerit boyunca uzanan yaşam modülleri şeklinde planlanmış. Bu modüllerde sadece yürüme ve bisiklet yolları, yeşil alanlar, yaşam alanları ve tarım bölgeleri olacak. 4. Şehrin uzunluğuna rağmen bulunduğunuz modülde okul, hastane, alışveriş merkezi gibi birçok birim olacağından ihtiyacınız olan her yere birkaç dakikalık bir yürüme mesafesi uzağında olacaksınız. 5. Eğer şehrin başka bölgelerine gitmeyi arzu ederseniz yerin altındaki ultra hızlı trenleri, şoförsüz taksileri ya da kendi kendine uçan hava taksilerini kullanabilirsiniz. Bu şekilde şehrin başından sonuna sadece yirmi dakikada ulaşıyor olacaksınız. Şehirde birçok birim yapay zeka ile yönetilecek ve sayısız robotik yardımcı hizmetinizde olacak. 6. Proje bitiminde şehirde dünyanın her yerinden bir milyon kişinin yaşayacağı ve şehrin 380 bin kişiye iş imkanı sağlayacağı söyleniyor. Şehir eğer planlandığı gibi tamamlanırsa insanlık tarihinin yapımı en pahalı ve gelişmiş şehri olacak gibi duruyor.

  • TASARIM-1

    Nisan 2020 | Tasarım | Türkiye Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Yazı | Alp Tekin O nline alışveriş siteleri bugünlerde en çok dekorasyon ürünlerini satıyor. Nedeni malum: 7/24 evde vakit geçirdiğimiz için yeni ürünler alarak dekorasyonu değiştirmek istiyoruz. Oysa evi değiştirmek için illa dekoratif bir obje almaya gerek yok! Evi yeniymiş gibi yapmanın en basit ve zevkli yolu boyamak! Bütün evi boyamaktan bahsetmiyoruz, delirmeyin! Kendinize -hemen şu saniye- bir duvar belirleyeceksiniz ve sadece orayı başka bir renge boyayacaksınız. Elbette seçeceğiniz renk, evin kalan rengiyle uyumlu olmalı. Bu yıl beş popüler renk var. Biz demiyoruz, en sevdiğimiz dekorasyon dergilerinden ‘Livingetc’ söylüyor. İşte bu beş ana renkten birini seçtiğiniz duvara uygulayıp bir de önüne uygun bir düzenleme yaparsanız, kendiliğinden yeni bir instagram köşesi yakalamış olacaksınız. O renkler şöyle sıralanıyor: 1. BLUSH: Çok sevdiğimiz, yazın bol bol tükettiğimiz blush şarabın rengini kim sevmez? Eğer bu renge karar verirseniz, mobilyalarınızın krem ya da beyaz olması gerekiyor. Yoksa iyi bir sonuç elde edemez, Şeyma Subaşı’nın kapanan kafesindeki gibi gayet sırıtan bir pembeyle, hayli ‘girlie’ bir eve sahip olursunuz. Nitekim Yuzu olarak bunu asla istemeyiz! 2. NATURAL TOUCH: Havalı tanımı böyle, ama kısaca puslu gri diyebiliriz. Yani duman rengi. Bu renk en iyi maviyle çarpışıyor, onunla uyumlu hale geliyor. Ahşap ürünlerle de desteklediğiniz zaman evinizin bir köşesi tam da Kopenhag’tan fırlamış bir kuzey kafesi gibi pekala görünebilir. 3. LIGHT BLUE: Bebek mavisine yakın. Ama tam değil. Riskli bir renk! İyi bir boya markası seçmeniz gerekiyor. İlk aklımıza gelen Jotun mesela. Bu riskli rengi kombinlemek neyse ki kolay. Her şeyle gidiyor. Cart bir sarı mobilya ya da yeşil bir kanepe bile olabilir. Sadece siyahın tonlarındaki mobilyalar olmaz. 4. GREEN BENJAMIN MOORE: İşte Yuzu olarak favorimiz! Çok koyu tonlarını uygulamazsanız, bu dramatik renk evinizin bir köşesine kendiliğinden botanik bahçesi havası getirecek. Sözümüz söz! O köşeye bir de gri, beyaz renklerde mobilya ya da aksesuar kondurdunuz mu, işlem tamam! 5. TERRACOTTA: Tam İtalya’daki evlerin dış cephe rengi bu. Kiremit rengi ya da toprak saksıların rengi. Eve canlılık getireceği kesin. Enerji de. Ama bu rengin önündeki mobilya ve aksesuarın rengi de önemli. Açık renk değillerse, Terracotta’nın önünde boğulurlar çünkü. STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

  • TASARIM-1

    Mayıs 2020 | Tasarım | Çin Uzay gemisi değil, bir kütüphane Yazı | Alp Tekin G ünümüzde bir kütüphane bile artık sadece kütüphane değil! O havalı deyişle, en başta bir “çekim merkezi” olmalı. Mutlaka ama mutlaka şaşırtıcı bir tasarımla ön plana çıkmalı. Ayrıca büyük olmalı. Ve son olarak tabii ki instagramda herkes tarafından paylaşılmalı. Hollandalı tasarım şirketi MVRDV’ye bağlı çalışan mimar Winy Maas’ın Çin’in Tianjin kentinde inşa ettiği, 1.2 milyon adet kitaba ev sahipliği yapan Tianjin Binhai Kütüphanesi, nam-ı diğer “The Eye” tam da böyle bir yer! MVRDV’nin bugüne kadar gerçekleştirdiği en hızlı proje olan kütüphanenin yapımı sadece üç yılda tamamlanmış. Aydınlık bir küresel oditoryuma, tavandan tabana basamaklı kitaplıklara sahip 33 bin 700 metrekarelik bu devasa kültür merkezi, bir süredir “Mutlaka görülmesi gerekenler” listelerinin en baş sıralarında. İyi de, en üst raflardaki kitaplara nasıl ulaşıyorlar diyebilirsiniz. Onun için de çözüm bulmuşlar: Atriyumun arkasına yerleştirilen odalardan üst raflara erişiliyor. Bu fütüristik, uzay gemisini andıran kütüphane katedrale benzeyen tonozlu kemerlerle kaplı. Beş katlı binanın zemin katı ziyaretçiler, çocuklar ve yaşlılar için okuma alanlarına ayrılmış. Birinci ve ikinci katlar okuma odaları, kitaplar ve salonlardan oluşuyor. Üst katlarda ise toplantı odaları, ofisler, bilgisayar ve ses odaları bulunuyor. Kütüphanenin tasarımcısı Maas şöyle diyor: “Her köşeden kitapların görüneceği ve aynı zamanda insanların ortama karışabileceği bir alan yaratmamı istediler. Bunun üzerine oditoryumu 7/24 çalışan bir motor gibi mekanın tam merkezine yerleştirdim. Onun etrafını da kolektif alanla çevreledim. Ziyaretçilerin yukarıdan aşağıya doğru kolayca yürüyebilmeleri de önemliydi. Peki tüm bunlar işlevsel mi? Bence evet. Çünkü her katmandaki belirli kitapları bulabilmeniz için ardışık bir sistem var. Ayrıca her katmana bir isim verildi. Kitaplar ona göre sıraya yerleştiriliyor”. Unutmadan: Tianjin Binhai’nin dışardan çekilmiş fotoğrafı size nereyi anımsatıyor? Yeniden yapımına başlanan ve yakında açılacak AKM’yi değil mi? Yeni AKM’nin tam ortasında da bir küre var. Herhalde tesadüf tabii… STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

  • TASARIM-1

    Haziran 2020 | Tasarım | Türkiye Algoritma tabanlı ahşap mağara süiti Yazı | Alp Tekin 1 112 adet ladin parçasının algoritma tabanlı bir programla bir araya getirildiği, uzaktan bakınca ahşap mağarayı andıran bir süitte kalmak ister miydiniz? Tasarım meraklısı biriyseniz yanıtınız “Evet” olmalı. Çünkü Hyades Mountain Resort’un bu tasarım süiti ahşap bir uzay gemisi kamarası gibi aynı zamanda. Yenilikçi ve kesinlikle zihin açıcı… Hyades Mountain Resort, Yunanistan’ın Kyllini Dağı eteklerinde yer alan Trikala Korinthias köyünde. Resort’un bu süiti Tenon Mimarlık’ın eseri. Mimarlık ofisi süitin arka tarafını bir mağaranın iç kısmına benzer şekilde kavisli duvarlara sahip bir şekilde tasarlamış. Ön tarafı ise küllü siyah fayanslarla süslenmiş. Tenon’cular bu durumu şöyle açıklıyor: “Arka taraf bir sığınak gibi tasarlandı. Bu yüzden sert ve koruyucu bir kabuğa sahip. Ön taraf ise daha yumuşak ve davetkâr. İki taraf arasında net bir ayrım yapmak istedik”. Süitte kullanılan 1112 adet ladinin ortaya çıkışında kullanılan algoritma tabanlı program ise stüdyonun iki mimarı Apostolos Mitropoulos ve Thanos Zervos’un fikri. Bu program sayesinde kesilen ahşap parçalar daha sonra 55 büyük modül oluşturularak bir araya getirilmiş. Hepsi elle şekillendirilip düzeltildikten sonra mağara benzeri yapıya monte edilmiş. STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

  • TASARIM-1

    Nisan 2020 | Tasarım | Norveç Köprü + Heykel + Galeri: The Twist Yazı | Fulya Bozkurt B IG Kopenhag; New York, Londra ve Barselona merkezli mimar, tasarımcı, şehir planlamacısı, peyzaj profesyoneli, iç mimar, ürün tasarımcısı ve araştırmacılardan oluşan bir grup. Şu anda Avrupa, Kuzey Amerika, Asya ve Orta Asya’da çok sayıda projeye dahiller. BIG’nin mimari anlayışı günlük hayattaki sürekli değişimin dikkatli bir analizinden ortaya çıkıyor. Çok kültürlü alışverişin, küresel ekonomik akışın ve tümüyle yeni mimari yolları gerektiren iletişim teknolojilerinin etkisiyle yeni sentezler yaratmak BIG’nin en büyük heveslerinden. Dahası; BIG’ciler günümüzün zorluklarıyla başa çıkmak için mimarinin kârlı bir şekilde büyük ölçüde keşfedilmemiş bir alana taşınabileceğine de inanıyor. Hatta bunu ‘pragmatik bir ütopya mimarisi’ diye tanımlıyorlar: “Bir tür programatik simya gibi. Yaşamak, boş vakit geçirmek, çalışmak, parketmek ve alışveriş yapmak gibi geleneksel malzemeleri karıştırarak bir mimari yaratıyoruz”. NEFİS HEYKEL PARKINI GEÇTİKTEN SONRA… Norveç’teki The Twist adlı proje de BIG’nin misyonunun en spesifik örneği. Oslo’ya yarım saat uzaklıkta, Randselva Nehri’nin etrafındaki eski bir kâğıt fabrikasının müzeye dönüştürülmüş hali olan Kistefos’un içinde yer alıyor The Twist. Hem köprü hem heykel hem de galeri. Kısacası The Twist hepsi birden! Kistefos Müzesi’ndeki 45 parçalık nefis heykel parkını gezdikten sonra geçiliyor The Twist’e. Heykel parkı demişken es geçmeyelim: Parkta şu ünlü sanatçıların da işleri yer alıyor: Anish Kapoor, Olafur Eliasson, Lynda Benglis, Yayoi Kusama, Jeppe Hein ve Fernando Botero. BİR KAMERA DEKLANŞÖRÜNDE GEZİNİR GİBİ… Randselva nehrini tamamen kaplayan The Twist’in heykelsi bir form oluşturmasının nedeni ise ortasına doğru 90 derece eğilmiş bir kiriş şeklinde tasarlanması. Yapının hacmindeki basit bükülme, köprünün güneydeki kıyısından kuzeydeki yamaç alanına kadar yükselmesini sağlıyor. The Twist’in çift eğri geometrisi bir kitap yığını gibi düzenlenmiş 40 cm genişliğindeki dik alüminyum panellerden oluşuyor ve yelpaze gibi açılarak şeklini değiştiriyor. Böylece ziyaretçiler her iki yönden de bükülmüş yapıyı bir kamera deklanşöründe yürüyormuş gibi deneyimliyorlar. Unutmadan; The Twist üç adet galeri barındırıyor içinde: Kuzey tarafında panoramik manzaraya sahip geniş, doğal ışıkla aydınlatılmış Panorama Galeri. Güney tarafında yapay aydınlatmalı uzun, karanlık bir galeri: Closed Galeri. Ve arada, bükülmüş bir çatıda ışık şeridine sahip heykelsi bir alan: Twist Galeri. STİL | Kategorinin diğer yazıları Bir Edition üçlüsü: Sanat, parti ve iyi yemek Bodrum’a sürpriz: Dioriviera pop-up Emre Buga’nın stil atlası İçinden Aman stili geçen bir rüya Janus mu alırdınız Glassafe mi? Köprü + Heykel + Galeri: The Twist İstanbullu Tilda Swinton’ın ‘athleisure’ tarzı Fütüristik otel ‘Svart’ın açılmasına az kala Murat Süter’in ‘lacivert’ sırrı ‘Parazit’in evi aslında gerçek değildi Evi değiştir: Blush mı Green Benjamin mi? Edwina Sponza’nın stil kodları Korona Sonrası Şehir Tabelaları ‘Beslenme farkındalığınız’ ne durumda? Bodrumlu Uzakdoğulu: Leleg Living Bu yazın başrolünde: Soho Roc House Korona günlerinde yaratıcı bir ‘karton’ masa!

  • BOTANIK

    Şubat 2021 | Botanik | Almanya Kutsal narenciye aşkına! Yazı | Oktay Tutuş T aschen tarafından yeni yayımlanan The Book of Citrus Fruits isimli harika illüstrasyonlarla dolu kitap bize gösteriyor ki, botanik aşkınızı ne kadar anlatırsanız anlatın, yine de bitirmeye daha ciltlerce yolunuz var! Şimdi geriye yaslanın ve kendinizi 17. yüzyıl sonuyla 18. yüzyılın başlarında Avrupa’da hayal edin. Ve hayal bu ya, ekonomik durumunuz yerinde ve o zamanlar gemilerle Yeni Dünya’dan gelen çeşitli tuhafiye ürünlerine sahip olma şansınız var. Ancak siz belki de botanikçi olan babanızdan aldığınız el ile aristokrat bahçelere ve onları süsleyen egzotik bitkilere, ama ille de narenciyeye tutkunsunuz. Ve tüm ömrünüz bu tutkunun peşinde geçecek, yetmeyecek onu herkese duyurmak için de kitaplar yaptıracaksınız. Kulağa nasıl geliyor? Şairane değil mi? Üstelik gerçek! Nürnbergli J. C. Volkamer (1644-1720) bahsettiğimiz şairane ruha sahip botanik tutkunu bir tüccar. Bahsettiğimiz üzere babası da botanikçi olduğundan kendisi de Padova’da bu baba mesleğinin ilmini sürdürmek üzere okumaya gider. Döndüğünde ise kalbinde hem gördüğü muhteşem İtalyan bahçelerinin hem de narenciyelerin aşkı vardır. Yaşamı boyunca çoğunlukla İtalya, Almanya, Kuzey Afrika ve hatta Ümit Burnu'ndan posta yoluyla bitki siparişi vererek, bu tür meyvelerin Alpler'in kuzeyinde hâlâ büyük ölçüde bilinmediği o zamanlarda, kendine kokulu ve egzotik turunçgillere adanmış bir koleksiyon yaratır. Bununla da yetinmez, bahçesinde yer alan bu çok çeşitli meyvelere olan tutkusunu tasvir etmeleri için bir bakır levha gravür ekibi tutar ve onlar da 170 narenciye türünden, 256 levhadan oluşan, iki ciltlik bir çalışma hazırlar. Volkamer her bir levhada Kuzey İtalya'nın yemyeşil manzaralarına, memleketi Nürnberg'e ve hayal gücünü cezbeden diğer yerlere saygılarını sunar. Bunun yanında her bir manzaraya sanki ilahi bir varlıkmışcasına muhakkak dahil olan bir meyve eşlik ediyordur. Sonuç, aynı anda fantastik bir botanik güzelliğin eşlik ettiği yemyeşil ve harika bahçelerde şiirsel bir tur olur. Şimdi de hak ettiği şekilde özel bir sınırlı baskı ile Taschen tarafından yeniden hayata getirilen capcanlı renkleriyle büyüleyici bu tura eşlik etmek elinizde. Volkamer’in çalışmalarından birkaç renkli setin bugün hâlâ korunduğu biliniyor. Bunun yanında bu harika kitaptaki çoğu görsel, Schloss Burgfarrnbach'daki Fürth şehrinin belediye arşivinde yakın zamanda bulunan iki adet elle boyanmış cilde dayanıyor. Iris Lauterbach tarafından yayıma hazırlanan bu yeniden basım, ayrıca Volkamer'in üçüncü bir ciltte sunulması planlanan 56 adet yeni keşfedilmiş illüstrasyonunu da içeriyor. J. C. Volkamer. The Book of Citrus Fruits Iris Lauterbach 27.6 x 39.5 cm, 4.40 kg, 384 sayfa Çokdilli edisyon: İngilizce, Fransızca, Almanca

  • BOTANIK

    Ocak 2021 | Botanik | İngiltere MR. PLANT GEEK Yazı | Onur Baştürk Fotoğraflar | Caroline Horn M ichael Perry, namı diğer Mr. Plant Geek. İngiltere’nin en ünlü bahçıvanının bitkilerle olan yolculuğu çocukluğuna, büyükanne ve büyükbabasının serasında geçirdiği zamanlara dek uzanıyor. Önce kasımpatı ve dahlia (yıldız çiçeği) yetiştirmeyi öğreniyor, daha sonra diğer tüm bitkileri. Gün geçtikçe bitkilerle olan ilişkisi gelişiyor, büyüyor. Ama okul dönemi başladığında bu tutkusunu arkadaşlarından saklamak zorunda kalıyor Michael. Çünkü bahçecilik ve bitkilerle uğraşmanın pek havalı görünmediğini farkediyor, yaşıtlarının acımasız eleştirilerinden kaçınmak için bitki tutkusunu ‘yeşil bir sır’ olarak saklamayı tercih ediyor. Devamı için... Print YUZU MAGAZINE - II Out of Stock View Details

  • BOTANIK

    Aralık 2020 | Art | Türkiye Bir Galeride İki 11.17 C addebostan’da açılan Galeri 11.17’nin iki genç kurucusu var: Aytaç Beyazgül ve Pertev Kökdemir. Her ikisi de sağlık alanında eğitim almış. Biri tıbbi laborant, diğeri diş hekimi. Ve aynı gün doğmuşlar: 11’inci ayın 17’sinde. Akla gelen ilk sorular eşliğinde 11.17’nin ‘büyük resmi’nin tarifi ise şöyle: NEDEN BİR GALERİ? AYTAÇ: Galerimizin olduğu mekan daha önce diş kliniğiydi. Onun taşınmasıyla boş kaldı ve o günlerde resim dersi aldığımız hocamla bu mekanı kendimize ait bir sanat galerisi haline getirebilir miyiz, altyapı ve mekan olarak uygunluğu var mı diye defalarca buraya geldik. Burası öyle bir sanat galerisi olmalıydı ki, insanlar sadece resim ya da heykel satın almak için değil, her ay yenilenen sergileri ziyaret edip burada uzun zaman geçirebilmeli ve ruhları sanata doymuş olarak ayrılabilmeliydi. PERTEV: Galeriyi oluştururken ilk amacımız sanatı ulaşılabilir hale getirmekti. Bu yüzden Bağdat Caddesi gibi merkezi bir konum seçtik. İstanbul'daki sanat galerilerinin yüzde 95'inin aksine Avrupa Yakası'nda değil, Anadolu Yakası'nda oturan insanların da sanata rahat ulaşabilmelerini düşündük. ANADOLU YAKASI ZOR MU KOLAY MI? PERTEV: Anadolu Yakası'nda galeri açmanın zorluğu çevreden gelen “Neden Avrupa Yakası’na açmıyorsunuz da bu tarafa açıyorsunuz?” sorusuyla çok fazla muhatap olmak! AYTAÇ: Kolaylığı ve işin hoş yanı ise şu: Bu yakada oturan yüzlerce ziyaretçimizden teşekkür almamız, bu tarafta müze tadında bir sanat galerisinin, sanatseverlerin kolayca ulaşabilecekleri bir noktada olmasından duydukları memnuniyet. SANATLA OLAN BAĞLANTI? PERTEV: Resim yapmaya yatkınlığım çok fazla yok. Resim konusunda Aytaç çok çalışıyor ve güzel eserler ortaya çıkarıyor. AYTAÇ: Ben tıbbi laborantim. Uzun yıllardır resim yapıyorum, ama belki de bu tıbbi laborant olduktan sonra yaptığım resimlerim değişmiş olabilir. Çünkü mikroskoptan bakınca gördüğüm bakteri ve virüslerin formları, onların doğal ortamları içindeki hareketlerinden etkilenmiş olabilirim. Yani ikimiz de tıp alanında olmamıza rağmen mesleğimizin bize kattıklarıyla sanat hep hayatımızın içindeydi YA SANATÇI TEMSİLİYETİ? PERTEV: Şu an herhangi bir sanatçıyı galeri olarak temsil etmiyoruz. Çünkü sanatçı temsiliyetinin zaman içinde oluşacak bir birliktelik olduğunu düşünüyoruz. Tabii ki kendimizi yakın hissettiğimiz, çizgisini çok beğendiğimiz sanatçılar var. Onların eserlerine kendi galeri koleksiyonumuzda fazlaca yer vermeye çalışıyoruz, ama bu temsiliyetler zaman içinde karşılıklı uyum ile ortaya çıkar. Böylece hem sanatçı hem de galericiyi mutlu edecek uzun süreli beraberlikler oluşabilir.

  • BOTANIK

    Haziran 2020 | Botanik | Türkiye İkonik yapraklarıyla huzurunuzda Monstera Yazı | @ yuzubotanic 8 0’li yıllarda evlerde bolca yetiştirilmiş bir eski dönem salon bitkisi Monstera, nam-ı diğer Deve Tabanı. Son zamanlarda bu nostaljik bitkinin yaprakları o kadar ikonik hale geldi ki, sanat ve tasarımda yoğun bir şekilde karşımıza çıktı. Monstera çoğu ev bitkisi gibi tropikal bölgeden gelme. Anavatanı Orta Amerika. Delikli yaprakları nedeniyle bir diğer adı “Swiss Cheese” olan Monstera’nın evlerde yetiştirilen iki türü var: Monstera Deliciosa ve Monstera Adansonii. Monstera iç mekanda yetiştirildiğinde nadiren çiçek açıyor. Açık havada yetiştirildiğinde ise yenilebilir meyveye dönüşen çiçekleri çıkıyor. NASIL BAKMALI? - Monstera dolaylı orta ışığı sever. Yoğun, doğrudan güneşi sevmez. - Haftalık olarak su vermek yeterli. Sıcak aylarda iki kez de su verilebilir. Sulamadan önce toprağının kurumuş olmasına dikkat edin. - Normal oda nemi Monstera için ideal. - Eğer bitkinin yaprak kenarlarında kahverengilik varsa, çıtır çıtır olmuşsa suyu ax gelmiş olabilir ya da toprağında yüksek tuz birikmesi vardır. - Yaprak sararmasının nedeni ise fazla su vermenizle ilgili olabilir. Misal, Yuzu Botanik olarak geçen mart ayında bir heves aldığımız Monstera’nın sarmaşık türünün yaprakları fazla su verdiğimiz için sarardı. Şu an iyileşme sürecinde kendisi… BOTANİK | Kategorinin diğer yazıları Dev yapraklarının hastasıyız: Fil Kulağı Yeni nesil saksı önerileri İlkbahar sonu bahçede yapılacak işler Evde palmiye için 15 maddelik liste Engin Öztürk’ün evindeki bitkiler Evde yetişmesi kolay bitkiler vol.2: Para bitkisi! Fem Güçlütürk’le botanik ‘talk şov’ Evde Yetiştirmesi Kolay Bitkiler Vol.1 Alocasia Polly Bitkisine Nasıl Bakılır Biyofilik misin? Biyofobik mi?

  • BOTANIK

    Eylül 2020 | Botanik ‘Eden’ın devasa tropik balkonları Yazı | Alp Tekin B iz hâlâ dört-beş saksı sığabilen küçük balkonlarımızla mutlu olmaya çalışalım, Singapur'un prestijli bölgesi District 10’da geçen yıl inşası bitmiş “Eden” adlı binada ikamet edenler muhteşem balkonlarıyla hepimizi kıskandırmaya aday! Heatherwick Studio tarafından tasarlanan ultra lüks bina Eden’da toplam 20 daire var. Ama havalı dairelerin en çok dikkat çeken kısmı, devasa mantar ya da kaktüslerin formlarını çağrıştıran şehvetli balkonları. Özenle seçilmiş tropik bitkilerle dolu olan Eden’ın balkonlarındaki bitkiler; hem Singapur'un ünlü botanik bahçelerine hem de doğayı doğrudan binalara dahil etme eğilimine bir selam niteliğinde… Unutmadan: Bu ilham veren binanın çatı katında da bir gökyüzü bahçesi ve açık yüzme havuzu var. Eden gerçekten de hiç kimsenin içinden çıkmak istemeyeceği bir cennet olarak tasarlanmış.

  • BOTANIK

    Nisan 2020 | Botanik | Türkiye Evde Yetiştirmesi Kolay Bitkiler Vol. l Yazı | Onur Baştürk L iteratürdeki tam adı, Pilea Peperomioides. Kısaca ‘Pilea’ olarak biliniyor. ​ Son dönemin çok sevilen bu instagram güzeli bitkisinin meşhur lakaplarından biri de ‘Chinese money plant’ ya da yapraklarının şeklinden dolayı ‘Coin plant’. ​ Pilea’nın anavatanı aslında Güney Çin’deki Yunnan eyaleti. Laos, Vietnam ve Myanmar’a komşu Yunnan’da ortaya çıktığı bilinen Pilea aslında ısırgan otu ailesi Urticaceae’nin bir parçası. Isırgan otunun demlenip çay olarak içildiğini düşünürsek bazı Pilea türlerinin de içilebildiğini pekala düşünebiliriz! Elbette bizim evde yetiştirdiklerimiz içilmiyor! Çünkü hepimizin evindeki pilea’lar aslında çoğunlukla Çin değil, İngiltere kökenli. Yüzyılın başında Çin’den İngiltere’ye gelen ilk dönem Pilea’larının bu yolculuğuna kimin ya da kimlerin neden olduğu hala gizemini koruyor. Şaka değil, bu konuda çıkan upuzun yazılar bile mevcut. Bir iddiaya göre yolculuğu yaptıran kişinin botanist George Forrest olduğu söylenmekte… Sonuç olarak çoğaltılarak bir tür ‘asimilasyon’a uğrayan Pilea, 70’lerin ortalarına gelindiğinde İngiltere’de bir ev bitkisi olarak görülmeye başlanıyor ve giderek popüler hale gelmeye başlıyor. Peki Pilea’ya bakmak neden kolay? Çünkü en “Bitkiye bakamıyorum, hemen ölüyor!” diyen insanı bile mutlu edecek bir yapıya sahip Pilea: Çok çabuk büyüyor! Yaprakları ışığa doğru hızla açılıp serpiliyor. Şimdi gelelim genel bakımına… IŞIK Direkt aydınlığı sever. Hatta yaprakları aydınlığa doğru yönelir. O yüzden iyi ışık alan bir yere koyarsanız elde ettiğiniz sonuç harika olur. SU Kolay, haftada bir. Klasiktir, sulamadan önce toprağın kurumasını bekleyin. Toprağı iki parmakla karıştırarak kuruluk testi yapın. NEM Normal oda nemi Pilea için yeterli. Ama yaprak kenarları sararmaya başladıysa nem oranına dikkat etmekte fayda var. Belki de kaloriferin dibine koydunuz, oradaki kuru hava ona iyi gelmedi. SICAKLIK 13 ile 30 derece arası Pilea için uygun. 10 derecenin altına düşerse ı-ıh, sevimsiz bir hale dönüşebilir kendisi…. DAHA FAZLASI İÇİN Her gün güncellenen @yuzubotanic instagram adresimize göz atabilirsiniz. BOTANİK | Kategorinin diğer yazıları Dev yapraklarının hastasıyız: Fil Kulağı Yeni nesil saksı önerileri İlkbahar sonu bahçede yapılacak işler Evde palmiye için 15 maddelik liste Engin Öztürk’ün evindeki bitkiler Evde yetişmesi kolay bitkiler vol.2: Para bitkisi! Fem Güçlütürk’le botanik ‘talk şov’ Evde Yetiştirmesi Kolay Bitkiler Vol.1 Alocasia Polly Bitkisine Nasıl Bakılır Biyofilik misin? Biyofobik mi?

  • BOTANIK

    Mayıs 2020 | Botanik | Türkiye İlkbahar sonu bahçede yapılacak işler Yazı | @ yuzubotanic Ş imdiye kadar ev içi bitkilerine odaklandık, onlarla ilgili bilgi verdik. Şimdi sıra bahçelerde! Çünkü bahçeler için en güzel zamanlar başlıyor: Bahar ortası ve sonu. Nedeni de malum, tüm bitkiler yeniden uyanışa geçiyor ve canlanıyor. ​ Peki bahar sonuna doğru bahçenizde neler yapabileceğinizden haberdar mısınız? O zaman hatırlatmalara başlayalım… PATATES EKİN Eğer bahçeye sebze ekenlerdenseniz: - Bu dönemde pek çok sebzenin ekimine başlayabilirsiniz. Mesela patates. - Aynı zamanda önceden ekilen sebzelere gübre verme zamanı. Bunu es geçmeyin. - Karnabahar ve lahana gibi sebzelerin tohum verdiği dönemlere geliyoruz. Tohumları toplayın. - Ve otsu bitkilerle dolu bir saksı oluşturun. Yaz için güzel görünecektir. SOĞANLI BİTKİNİN TAM ZAMANI Peki ya bahçesinde çiçekli bitkiden vazgeçmeyenler? - Glayöl ve soğanı bitkileri dikmenin tam sırası. - Çiçeklenme dönemi bitince altın çanak (Forsythia Intermedia) ve ‘Ribes Sanguineum’ları budamayı unutmayın. BU DÖNEMİN EN İYİ BİTKİLERİ Gelelim bu dönemin en iyi bitkilerine… ​ - Aubrieta (Kaya bitkisi) - Azalea / Rhododendron (Orman gülü diye de bilinir, aslında bir çalı türü) - Bergenia (Otsu, her dem yeşil. Türkçesi, kış sümbülü) - Calendula (Tek yıllık, bizde “kadife çiçeği” olarak bilinir) - Cheiranthus (Duvar bitkisi) - Choisya Ternata (Çalı) - Clematis Montana (Çalımsı sarmaşık, “orman asması” diye bilinir) - Cytisus (Hızlı büyüyen, baharda ve yazın sarı çiçeklerle kaplı bir çalı türü) - Dicentra (Çalı) - Fritillaria (Soğanlı bitki. Kral tacı ya da ters lale olarak bilinir) - Genista (Çalı) - Laburnum (Ağaç. Diğer adıyla sarı salkım. Muhteşem sarı çiçekleriyle meşhur) - Malus (Ağaç. Japon süs elması, çiçek elması diye de geçer) - Paeonia (Otsu ve çalı) - Phlox Subulata (Kaya bitkisi) - Tulipa ve türleri (Soğanlı bitki) - Wisteria (Çalımsı sarmaşık. Nam-ı diğer mor salkım) VE BİR NANE TAVSİYESİ… Son olarak bu dönemde nane de ekebilirsiniz bahçenize. Ama unutmayın; naneler yerlerini beğenirlerse kontrol etmesi en zor bitkilerdendir. Toprak altından filizlerini farklı bölgelere kadar uzatıp bahçenizin şeklini bozabilirler. Onları kontrol altında tutmanın basit bir yöntemi var. Naneyi önce eski bir saksının içine dikin. Saksının drenaj delikleri olduğundan emin olun. Daha sonra saksıyı toprağa gömüp üstünü toprakla örtün. Her iki senede bir bitkiyi yerinden çıkartıp tekrar dikerseniz bitki canlı görünecektir. Fotoğraflar: 1. Azalea 2. Wisteria l-ll 3. Calendula 4. Forsyhthia 5. Wisteria 6. Laburnum BOTANİK | Kategorinin diğer yazıları Dev yapraklarının hastasıyız: Fil Kulağı Yeni nesil saksı önerileri İlkbahar sonu bahçede yapılacak işler Evde palmiye için 15 maddelik liste Engin Öztürk’ün evindeki bitkiler Evde yetişmesi kolay bitkiler vol.2: Para bitkisi! Fem Güçlütürk’le botanik ‘talk şov’ Evde Yetiştirmesi Kolay Bitkiler Vol.1 Alocasia Polly Bitkisine Nasıl Bakılır Biyofilik misin? Biyofobik mi?

  • BOTANIK

    Temmuz 2020 | Botanik Evin içindeki ağaca ‘merhaba!’ Yazı | Alp Tekin E vin salonundan oturma odasına sıradan bir koridor yerine sanat eseri gibi bir ağaçla karşılaşacağınız, üstü açık küçük bir avludan geçmek ister miydiniz? O zaman son dönemin en büyük tasarım merakıyla tanışın: Evin içindeki alanlarda küçük, beklenmedik avlular yaratmak. Eğer hayalinizi böyle evler süslüyorsa ilham verici bir kitap önerimiz var. Hong Kong merkezli South China Morning Post gazetesinin tasarım editörü olan Charmaine Chan’ın Thames & Hudson’dan çıkan kitabı “Courtyard Living: Contemporary Houses of The Asia-Pacific”. 25 tane modern evin iç avlusuna yer veren kitapta öne çıkan dört ev var. 1. Cornwall Gardens / Singapur Chang Architects tarafından yapılan Cornwall Gardens botanik tutkusu olanlar için gerçekten rüya gibi bir yer. Yüzme havuzu, şelalesi, göleti, teraslı çatı bahçesi bulunan bu devasa ev, A+Awards ödüllü. Mimar Chang Yong Ter tarafından tasarlanan ev, serin ve tropik bir cennet yaratmak isteyen bir ailenin isteğiyle ortaya çıkmış. 2. AW House / Jakarta AW House'dan Andra Matin’in tasarladığı evin başrolünde ortadaki avlu ve tabii bu avluda bir sanat eseri gibi duran Moringa ağacı var. Burada bir parantez açıp Moringa’dan özel olarak bahsetmemiz gerekiyor. Bilen biliyor, Moringa “hayat ağacı” ya da “mucize ağaç” diye de biliniyor. Bir Güney Asya bitkisi olan Moringa’yla ilgili bu tanımlamaların yapılmasının nedeni ise saymakla bitmez: Moringa antioksidan özelliği nedeniyle kemik sağlığından tutun da karaciğere, mideye, her tür alerjiye çok iyi geliyor. 100 gram kuru Moringa bitkisinde yoğurttan 9 kat fazla protein, havuçtan 10 kat daha fazla A vitamini ve portakaldan 12 kat daha fazla C vitamini olduğunu söylesek mucizevi yanı konusunda ikna etmiş oluruz herhalde… Bu nedenle AW House’un avlusunda Moringa’nın kullanılması bir tesadüf değil. 3. 17 Blair Road / Singapur Ong&Ong Mimarlık’ın eseri olan bu avlu, tüm evin hava ve doğal ışık kaynağı olarak tasarlanmış. Yanı sıra evdeki hemen her odanın odak noktası haline getirilmiş. Kısacası, bahçe ve botaniğe bir saygı duruşu hissi de verilmiş. 4. Gomati House / Hindistan SPASM Design tarafından yapılan Gomati House’da birden çok fazla iç avlu yapılmış. Bu nedenle dışardan bakınca evin sahipleri doğanın içinde yaşıyormuş gibi görünüyor. Kitabın yazarı Chan bu evi anlatırken şöyle diyor: “Evin sahibiyle telefonda konuşurken ilk farkettiğim şey, kuş sesleri yüzünden karşı tarafın sesini duymakta güçlük çekmemdi. Oysa evin içinde konuşuyordu. Ama sanki bahçede gibiydi”. BOTANİK | Kategorinin diğer yazıları Dev yapraklarının hastasıyız: Fil Kulağı Yeni nesil saksı önerileri İlkbahar sonu bahçede yapılacak işler Evde palmiye için 15 maddelik liste Engin Öztürk’ün evindeki bitkiler Evde yetişmesi kolay bitkiler vol.2: Para bitkisi! Fem Güçlütürk’le botanik ‘talk şov’ Evde Yetiştirmesi Kolay Bitkiler Vol.1 Alocasia Polly Bitkisine Nasıl Bakılır Biyofilik misin? Biyofobik mi?

  • BOTANIK

    Nisan 2020 | Botanik | Türkiye Evde palmiye yetiştirmek için 15 maddelik liste Yazı | Onur Baştürk P almiye ailesinin tüm çeşitlerine bayılıyorum. O ailenin bazı üyelerini evde yetiştirmeye de… Palmiye türlerinin evde çok şık durduğunu, hatta onları “kurtarıcı dekoratif obje” yerine koyduğumuzun da farkındayım. O zaman onlara dair şu bilgileri vermemde fayda var: 1. Palmiyelerin çoğu yavaş büyür. Sabırlı olun! 2. En çok yapılan hata tüm palmiyeleri sıcak güneş ışığını seven ve kuru havadan hoşlanan bitkiler olarak düşünmek… O yüzden palmiyenizi direkt pencere önüne, güneşin kalbine koymayın. Yaprakları camdan gelen ısının da etkisiyle yanabilir! 3. Kışın oda sıcaklığı 10 dereceden düşük olmasın. 4. Toprak olarak kireçli komposto kullanın. Komposto, canlı organizmaların toprağa karışıp çürüyerek mineral açığa çıkarmasıyla oluşan bir toprak. Kireçli toprağın içeriğinde ise kil, kum, humus ve kireç var. Yani ikisinin karışımı olmalı. 5. Palmiyeler köklerinin rahatsız edilmesinden hoşlanmıyor. O yüzden çok gerekli olduğunda yeni saksıya geçirin. 6. İlkbahar ve yaz aylarında sık sık, kışın ise az sulayın. Yaprakları düzenli olarak nemlendirin. Misal: Süngerle yıkamak iyi fikir! 7. Yaprak parlatıcı spreyleri kullanmayın! Hiç iyi gelmiyorlar palmiyeye, kesin bilgi! 8. Kahverengi yaprak uçları kuru hava nedeniyle oluşur. Az sulama ve soğuk da nedenlerden biri. Sararan yapraklar aynı zamanda bitkinin gübreye ihtiyacı olduğunun da habercisi. Fidanlıklara gidip gübre almanızda fayda var. 9. Palmiyelerin alt yapraklarının zaman içinde kahverengileşmesi ise gayet doğal. Bunları çıktıkları noktaya yakın yerlerden kesmek gerekiyor. 10. Evet, en çok tercih edilen palmiye türü Areca Palm! Ama Areca’nın da çeşme suyundan pek hoşlanmadığını söylemem gerek. Çeşme suyu vermekten kaçının. 11. Chamaerops Humilis (Eurpoean Fan Palm) adlı palmiye türü ise bir başka popüler arkadaşımız. Aslında bahçe bitkisi. Ama içerde de yetişebiliyor. Soğuğa gayet dayanıklı. 12. Phoenix Canariensis ya da nam-ı diğer Canary Island Date Palm güneşli alanları seviyor ama pencere önüne koymayın. Dediğim gibi yapraklarda yanık izi oluşabilir. 13. Son dönemde çok popüler olan Cocos Nucifera, yani hindistancevizi palmiyelerini evde yetiştirmesi hayli zor. Çünkü istedikleri yüksek nem ve sıcaklığı evlerde her daim sağlamamız neredeyse imkansız. Yine de benim gibi tutkulu ve ısrarcıysanız, toprağını ılık suyla sürekli nemli tutun. Ama kabuğunu asla ıslatmayın. Çok iyi drene edilmiş kumlu bir toprağı olmasına dikkat edin. Kabuğu dışarda kalacak şekilde toprağa dikimi yapın. 14. Benim şu günlerdeki favorim ise Ruffled Fan Palm, latince adıyla Licuala Grandis. Anavatanı, daha önce adını duymadığım bir ülke olan Vanuatu! Bu ülke Avustralya’nın doğusunda bir yerlerde. Bitkiler sayesinde coğrafya bilgim de artıyor, düşünün! Neyse, Ruffled Fan Palm gölgeli yerleri daha çok tercih ediyor. Çok fazla güneş ışığı yapraklarını kahverengileştiriyor. Kendisini yeni yetiştirmeye başladım, bakalım nasıl olacak beraberliğimiz? 15. Son olarak ev için uygun diğer palmiye türleri şunlar: Dypsis, Howea, Bismarckia, Livistonia ve Trachycarpus. BOTANİK | Kategorinin diğer yazıları Dev yapraklarının hastasıyız: Fil Kulağı Yeni nesil saksı önerileri İlkbahar sonu bahçede yapılacak işler Evde palmiye için 15 maddelik liste Engin Öztürk’ün evindeki bitkiler Evde yetişmesi kolay bitkiler vol.2: Para bitkisi! Fem Güçlütürk’le botanik ‘talk şov’ Evde Yetiştirmesi Kolay Bitkiler Vol.1 Alocasia Polly Bitkisine Nasıl Bakılır Biyofilik misin? Biyofobik mi?

bottom of page