top of page

581 results found with an empty search

  • DESIGN & INTERIORS | Yuzu Magazine

    ARTICOLO a DECADE of DESIGN MASTERY A SINGLE MAN HOUSE DAZZLING DINING: THEATRICAL DECOR & OPULENT DESIGN ELEGANT COUNTRYSIDE SANCTUARY MEET THE FOUNDERS of ALCOVA VALENTINA CIUFFI & JOSEPH GRIMA a SEASIDE HOME in BRITISH COLUMBIA FLØIRESTAURANTEN REBORN: Old Soul, New Vibe ORIGIN MADE CRAFTING TOMORROW from YESTERDAY REDEFINING MODERN LIVING on the EAST COAST BROOKLYN SANCTUARY: a MODERN ECLECTIC HAVEN SALONE 2025 BUILDINGS WORLDS FIT for the FUTURE REVIVING HISTORY in WEST VANCOUVER GENERATIONAL FUSION a MODERN TUSCAN HAVEN in ONTARIO the CANOPY CASA FOSCOLO a HISTORIC BUILDING REBORN ONCE a MIELE, ALWAYS a MIELE NATALJA KENT’s CHROMATIC VISION JOANA & JOSHUA’s ECO-CONSCIOUS VISION BLENDING CULTURES and LANDSCAPES Show More

  • Yuzu Magazine | yuzumagazine.com

    Travel + Design & Interiors+ People + Art & Culture + Botany + Yuzu Film | instagram @yuzu.mag CURRENT ISSUE SPRING 2025 BUY NOW HIGHLIGHTS VOL-15 SPRING ALCOVA 2025 HIPSTERS HOTEL ORIGIN MADE FRAN ANIORTE GENERATIONAL FUSION ART & CULTURE a MEDITERRANEAN JOURNEY by FRAN ANIORTE DESIGN & INTERIORS ARTICOLO a DECADE of DESIGN MASTERY DESIGN & INTERIORS A SINGLE MAN HOUSE ART & CULTURE a DYNAMIC REAWAKENING of FRENCH AVANT-GARDE DESIGN & INTERIORS DAZZLING DINING: THEATRICAL DECOR & OPULENT DESIGN DESIGN & INTERIORS ELEGANT COUNTRYSIDE SANCTUARY DESIGN & INTERIORS MEET THE FOUNDERS of ALCOVA VALENTINA CIUFFI & JOSEPH GRIMA TRAVEL Design-Filled: HIPSTERS HOTEL DESIGN & INTERIORS a SEASIDE HOME in BRITISH COLUMBIA DESIGN & INTERIORS FLØIRESTAURANTEN REBORN: Old Soul, New Vibe DESIGN & INTERIORS ORIGIN MADE CRAFTING TOMORROW from YESTERDAY DESIGN & INTERIORS REDEFINING MODERN LIVING on the EAST COAST More Content DESIGN & INTERIORS See More YUZU FILM See More TRAVEL See More WHERE YOU CAN FIND US EUROPE FRANCE: Paris UK: London SPAIN: Barcelona, Madrid, Bilbao. PORTUGAL: Lisbon, Porto. BELGIUM: Antwerp, Brussels, Gent, Zaventem. GERMANY: Berlin. TURKIYE: -Istanbul All Minoa Bookstores (Akaretler, Nişantaşı, Beyoğlu Tepebaşı, Maslak, Bağdat Caddesi, Etiler) Bey Karaköy Petra Gayrettepe -Bodrum Gibi Bodrum US CA / Los Angeles, San Diego, San Jose, Sacramento, Roseville. NY / New York, New Hartford. FL / Miami, Orlando, Jacksonville, Fort Myers, Fort Lauderdale. GA / Atlanta, AZ / Phoenix, WA / Seattle CANADA Toronto, Vancouver, Montreal. O nline Shop and Subscription YUZU SHOP INSTAGRAM @yuzu.mag

  • ART & CULTURE | Yuzu Magazine

    April 2025 | Art & Culture a MEDITERRANEAN JOURNEY by FRAN ANIORTE At Galerie SCENE OUVERTE (Paris), immerse yourself in the magical realism of Fran Aniorte, a Spanish artist and designer whose creative journey traverses the vibrant landscapes of Barcelona and Istanbul. Running from March 28 to May 17, 2025, this exhibition unveils a universe where art, design, and craft seamlessly converge. Fran Aniorte’s work defies conventional boundaries. His diverse creations—ranging from art objects and immersive installations to innovative homeware designs—invite viewers into a realm where the extraordinary resides within the everyday. In his own words, "The real luxury is the experiences we live: the human contact, the connection with nature, the rediscovery of silence and all that is becoming rare like craftsmanship and authenticity." This ethos permeates every piece, echoing a profound appreciation for genuine, lived moments. Inspired by the enchantment of a Mediterranean summer night, the collection evokes a poetic atmosphere, transforming nature into an enchanted realm. Each artwork radiates a timeless aura of mystery, beckoning audiences to embark on a sensory journey—a journey where light, shadow, and emotion coalesce into an experience that is both elegant and joyful. As Aniorte describes, “This collection invites a sensory journey inspired by a poetic vision of The Mediterranean. Timeless, elegant and joyful, a dreamlike universe to uplift the soul.” Here, light and mystery serve as metaphors for the extraordinary hidden within the folds of our everyday lives, crafting an ode to both the seen and unseen, the crafted and the natural. * Galerie SCENE OUVERTE, 13 rue Bonaparte, Paris

  • PEOPLE | Yuzu Magazine

    November 2023 | People FOR EN CONVERSATION about ARCHITECTURE with ECE CEYLAN BABA words Onur Baştürk Yeditepe Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ece Ceylan Baba ile ilk yüz yüze sohbetimiz bir “hayat ağacı”nın altında gerçekleşmişti. O “hayat ağacı” tanıdık bir yerdeydi. Antalya-Side’deki Paloma Finesse içinde 2020 yılında açılan Yuzu Garden’ın simgesi olan Ficus Australis. İşte o nefis bahçede Ece ile yaz başında bir araya gelmiş ve sürdürülebilir mimari ile yakın gelecekte dünyaya hakim olması beklenen mimari yaklaşımları konuşmuştuk. Elbette her konu “Yuzu Weeekend” kapsamında yaptığımız o günkü konuşmaya sığmamıştı. O yüzden buraya, o konuşmanın devamında yaptığımız uzun röportajı yayınlamak istedim. Çünkü Ece’nin söyleyecekleri hepimizi yakından ilgilendiriyor! Mimarların amacı şaşırtmak mıdır yoksa çözümler sunmak mı? Yoksa ikisi birden mi? Mimarlık insana ait her türlü mekanın üretildiği bir meslek alanı. Ayrıca mimarinin, çağına ait pek çok bilgiyi mekan üzerinden sonraki nesillere aktarmak gibi bir iddiası ve misyonu var. Bu mekanların içinde gündelik hayatta kullandığımız ve kullanmaya devam edeceğimiz mekanlar da, sarsıcı ve bazen spekülatif olması gereken mekanlar da var. Bu durum, binanın türüne, yerine ve vermek istediği mesaja göre değişiklik gösteriyor. Sadece şaşırtmaya odaklanan bir mimari yok… Ancak bu, bazı binaların şaşırtıcı derecede yeni bir söz söylemesine engel değil. BİRİ ÜTOPYA, DİĞERİ DİSTOPYA Mimarların “dünyayı kurtarma, iyileştirme” projelerine nasıl bakıyorsunuz? Mesela BIG’den Bjarke Ingels’in “Masterplanet” projesi ya da Liam Young’ın kurgusal “Planet City” filmi. Mimarlar gerçekten dünyayı iyileştirebilir mi? Dünyayı kurtarma ya da iyileştirme argümanı tek bir meslek alanı için oldukça iddialı. Öte yandan mekanın dönüştürücü gücüne inanırım. İnsan, içinde yaşadığı mekanlardan, mekanlar da insanlardan etkilenir. Birbirine katkı sunan iki canlı organizma gibi beraber şekillenirler. Bu açıdan bakıldığında, mimarinin insan yaşamına olan etkisi oldukça güçlü. Dünyanın kaynakları tükeniyor, yine de evren kendi kendini onarabilecek yeteneğe sahip. Ancak içinde yaşadığımız çağda çok sayıda kriz bulunuyor ve çeşitli meslek insanları tarafından insanlığın sonunun gelmesini ötelemek amacıyla çok sayıda önlem alınıyor. Mimarlık alanında da sürdürülebilir tasarım ilkeleri, enerji verimliliği ve çevre dostu malzemelerin kullanılması gibi çeşitli konular 21. yüzyılda önem kazandı. Masterplanet ve Planet City yaklaşımları bu anlamda farklı argümanlara sahip. Bir tür dualite olarak tanımlayabiliriz. Biri ütopya diğeri distopya olarak iki düşsel çalışma… BIG’nin Masterplanet projesi, iklim krizine karşı dünyayı bütüncül olarak ele alan ve tüm dünya nüfusunun benzer ideal-kentsel mekanlarda yaşadığı öngörülen bir dünya düşü. Dünya için bir masterplan önerisi sunan proje bazı özellikleriyle bir ütopyayı anımsatıyor. Çevre sorunlarına toplam bir çözüm ile yaklaşıyor ve teknolojiyi projenin odağına yerleştiriyor. Günümüzdeki bina ve hatta kent ölçeğindeki önlemlerin yetersizliğine vurgu yaparak gezegen ölçeğinde bir tasarlama eylemi öneriyor. “Planet City” filminde ise Liam Young, sömürgeleştirmenin ve küreselleşmenin ekonomi ile olan güçlü ilişkisini metropoller üzerinden yeniden okuyan, alışılagelmiş düşünceleri ters köşe yapan bir distopyayı konu alıyor. Yaklaşık 10 milyar insanın yaşadığı bir dünyada, alınan ortak bir kararla dünyanın geri kalanının vahşi doğaya teslim edilmesi üzerine kurulan hayali bir şehirdeki yaşananları anlatıyor. Spekülatif bir bilim kurgu özelliği taşıyan film, iklim değişikliğinin çevresel bir sorun olmadığını, aksine siyaset kaynaklı ve ideolojik bir sorun olduğunu öne sürüyor. İ ki çalışma da mimarlar tarafından üretilmiş, hayata geçme iddiası taşımadan tasarlanmış özgün düşünceler. Manipülatif özellikleri ile iklim krizine dikkat çekmek isteyen projeler, çizgi dışı fikirlerle mimarinin kent, kentsel yaşam, çevre ve hatta gezegen ölçeğindeki olası ihtimallerini sorguluyor. Geleceğin evleri şehir şebekesinden tamamen ayrılmış, kendi kendine yetebilen evler mi olacak? Yoksa bu konudaki çabalar fazlasıyla bireysel mi kalacak? Kent, yapılı olan çevresi, yapılı olmayan çevresi ve içinde yaşayan kentlilerin yaşamları ile var olur. Bu durum karmaşık bir örüntüdür ve doğası gereği içinde tekilliği barındırmaz. Kendi kendine yetebilen ev(ler) kavramı da bir süre sonra benzer yaşamları içinde barındıran bir ilişki ağına dönüşmeye mahkum. Bu sebeple gelecekte de kentler, bireysel olmayan, birlikte/bir arada olmayı kutsayan bir yaşamı mümkün kılacak diye düşünüyorum. 3D PRINT İLE YAPILAN BİNALARIN SAYISI ARTACAK Temiz enerji üretimini ve karbon ayak izini azaltan sürdürülebilir inşaat yöntemleri artık en çok konuşulan şeyler. Özellikle de 3D ile yapılan ev projeleri. Mimarlık stüdyoları bu bilince sahip, ama proje talep edenler sizce yeterince bu bilince sahip mi? Sürdürülebilir bir bina inşa etmenin en temel yöntemi bağlamsallığı benimsemek. Yere ait malzeme, yere ilişkin iklim verileri, kültürel bilgiler ve yapma yöntemleri kullanılırsa hem karbon ayak izi en aza indirilebilir, hem de yere ait yapma/etme/inşa etme yöntemlerinin çağdaş yorumları üretilebilir. Günümüzde üç boyutlu yazıcılar ile bazı mimari uygulamalar yapılmakta. Ancak, inşa edilen yapılarda kullanılan hammaddenin çevre dostu olması konusunu önemsiyorum. Doğada yok olamayacak malzemelerin seçimi ileride başka sorunlar üretebilir. İleri dönüşüm ya da geri dönüşüm yöntemleri ile kullanılan hammadde konusunda önemli çalışmalar yapılıyor. Yakın gelecekte, gelişen teknoloji ile üç boyutlu yazıcılar ile inşa edilen yapıların sayısının artabileceğini düşünüyorum. SLA’NIN KOPENHAG’TAKİ YAPISI OLDUKÇA İYİ BİR ÖRNEK Yeşilin ön plana çıkarıldığı, hatta başrolde olduğu mimari tasarımlarla artık daha sık karşılaşıyoruz. Binaların çatı alanlarında organik tarım alanları, mini parklar yaratılması mesela. En çarpıcı örnek, SLA’in projesini yaptığı, Kopenhag’daki enerji santralinin dik eğimli çatısına yapılan peyzaj tasarımı. Tüm bunlar sizce yeterli mi? Yoksa tüm bunlar sadece "greenwashing" yani "yeşil aklama" olayı mı? Mimaride sürdürülebilir tasarım yaklaşımları çok paydaşlı, farklı disiplinler ile ilişkili ve bütüncül olarak ele alınması gereken bir konu. Malzeme seçimi, dönüşebilir/adaptasyon yeteneği olan program ve işlevlerin varlığı, yapının bulunduğu coğrafya ile kurduğu ilişki, enerji verimliliği, doğa dostu inşaat teknolojilerinin kullanılması gibi çok farklı alanı içinde barındırıyor. Şehirden alınan toprak parçasını, devasa bir yapının cephesine ya da çatısına konumlandırılan sınırlı yeşil ile doğaya geri veremeyiz. Ya da sadece “yeşil bina” sertifikası alarak, bunu bir pazarlama argümanı gibi kullanabilmek için sürdürülebilir olmayan bir binaya sonradan eklenen bazı yeşil dokunuşlarla onu sürdürülebilir hale getiremeyiz. Bu konu tasarımın ilk safhasından itibaren başlayan, kullanıcıları ile devam eden, yaşamın içinde döngüsel, canlı ve bütüncül bir sürece sahip olmalı. Bunun dışındaki her durum, bir tür yeşil aklama örneğine dönüşme potansiyeli taşıyor. SLA’nın Kopenhag’daki yapısı -yakın zamanda yerinde de gözlemleme fırsatı buldum- kentteki konumu ve tasarım yaklaşımından ötürü oldukça iyi bir örnek. İşlevinden ötürü kamusallaşması mümkün olmayan bir yapının çatısını kentle bütünleştirip kamusallaştırabilen, bariyerleri güvenli bir şekilde ortadan kaldırabilen, özgün bir fikre sahip. DAHA FAZLA YEŞİL TAHRİBATI KONTROL ALTINA ALINABİLİR Önümüzdeki on yılda bizi yeşilin arttığı şehirler mi bekliyor? Bu konuda iyimser misiniz? Araştırmalar, dünyadaki nüfusun artmaya devam edeceğini ve buna paralel olarak, şehirlerde yaşayan nüfusun kırsal bölgelerde yaşayan nüfusa oranla artış eğiliminde olacağını gösteriyor. Kent yaşamı hâlâ cazip ve cazibesini koruyacak gibi görünüyor. Bu sebeple, önümüzdeki on yılda kentlerde inşa etmeye olan ihtiyacın artacağını söyleyebiliriz. Bir noktaya vurgu yapmak isterim: Şehirlerdeki atıl yapı stokunun yeniden işlevlendirilmesi, gerçekten gerek olmadıkça daha fazla yeşil tahribatının yapılmasını kontrol altına alabilir. Mevcut yapıların verimliliğini artırmak, paylaşımlı mekan kullanımlarını destekleyen politikalar geliştirmek gibi yöntemler benimsenmezse, bu konuda iyimser olduğumu söyleyemem. DÜNYANIN VAHŞİ DOĞAYA TESLİM EDİLMESİ İMKANSIZ Yapmamız gereken gerçekten dünyanın önemli bir kısmını yeniden vahşi doğaya teslim etmek mi? Kurtuluşumuz bu mu? Ne dersiniz? Aslında bu sorunun yanıtını bir önceki soruda yanıtlamış oldum. Dünyanın vahşi doğaya teslim edilmesinin mümkün olduğunu düşünmüyorum. Artan nüfus ve çağın getirdiği yeni mekan ihtiyaçlarına paralel olarak kentlerdeki yapılar artma eğiliminde olmaya devam edecek. Ancak, “yapmak” eylemine odaklı bir politika ile bu durumu daha da vahim çevresel sorunlar üretecek hale getiriyoruz. Yapmadan önce, mevcut olanı yeniden kullanabilmenin ihtimallerini sorgulamanın kurtuluş yollarından biri olduğuna inanıyorum. Bir diğer konu da inşaat teknolojisinin günümüzde ulaştığı seviye ve içinde bulunduğumuz kapital odaklı düzenin getirdiği mega ölçekli projelerin üretilmesine olan iştahın çok canlı olması. 40’LI YAŞLARIM BANA KUSURLU HALİN GÜCÜNÜ ÖĞRETTİ 20’lerinizde, dünyaya, şehirlere ve mesleğinize nasıl bakıyordunuz? Aradan geçen sürede vizyonunuzda neler değişti, neler aynı kaldı? Harika bir soru! Aslında, meslek yaşamımın başında, bir projenin, araştırmanın, binanın ya da metnin kusursuz olması amacı ile çalışırdım. Bunun olabileceğine inanırdım ve doğru planlama ile bu amacın mümkünlüğünü düşlerdim. Yıllar sonra, özellikle de ideal mekan, ideal kent arayışları konusunda derinleşmeye başladıkça, idealize edilmeye çalışılan mekanın gelişime kapalı, totaliter ve durağan olduğu gerçeğiyle yüzleştim. Oysa insan değişen bir canlı, mekanlar da öyle… Aralarında simbiyotik bir ilişki var… Bugün, 40’lı yaşlarım bana kusurlu halin gücünü öğretti. Planlanan, ideal düşün değil; kusurlarıyla var olan gerçeğin ne kadar değerli olduğunu farkettim. Bence dünya da kentler de kusurları ile beraber özgün ve bu sayede birbirinden ayrışıyor ve gelişiyor. Biz insanlar da aynı akışta evrimsel yolculuğumuza devam ediyoruz.

  • TOPLULUK | Yuzu Magazine

    April 2021 | Community GREEN MORNINGS Partner: GROHE One of the best things about spring is this: experiencing the irresistible lightness of reconnecting with the soil... And you don’t need a large garden to do so. In April and May, countless new plants waiting to be potted in your home’s planters offer the perfect opportunity to “connect with the earth.” We witnessed this passion bloom beautifully at the Green Mornings event, which we organized in collaboration with GROHE, the world’s leading provider of innovative water solutions, and exclusively invited select women architects to join. At Green Mornings, held at Avlu Bebek, we also had the chance to get to know GROHE BLUE. This design marvel, which resembles a computer case, not only purifies water but also provides instant sparkling water at the touch of a button. Baharın en güzel yanı bu: Toprağa yeniden temas etmenin dayanılmaz hafifliği... Bunun için büyük bir bahçenizin olması gerekmiyor. Evdeki saksılara dikilecek onlarca yeni bitki toprakla teması sağlamak için bahar aylarında bizi bekliyor. Yenilikçi su çözümleriyle tanınan dünyanın önde gelen sıhhi tesisat donanımı sağlayıcısı GROHE’yle gerçekleştirdiğimiz ve sadece seçkin kadın mimarlarımızın davetli olduğu Green Mornings etkinliğinde bu tutkunun şahane bir şekilde yeşerdiğine bizzat şahidiz! Avlu Bebek’te gerçekleşen Green Mornings'te GROHE BLUE'yu da tanıma şansına sahip olduk. Suyu arıtan ve yanı sıra anında gazlı su elde edebilen GROHE BLUE bilgisayar kasasına benzer bir tasarım harikasının içinden yönetiliyor.

  • DESIGN & INTERIORS | Yuzu Magazine

    March 2025 | DESIGN & INTERIORS MEET the FOUNDERS of ALCOVA VALENTINA CIUFFI & JOSEPH GRIMA words Onur Baştürk portrait photo Piergiorgio Sorgetti Alcova, launched by Valentina Ciuffi and Joseph Grima during Milan Design Week in 2018, will return this year for its ninth edition from April 7–13, 2025. In addition to Villa Borsani and Villa Bagatti Valsecchi in Varedo, Alcova introduces two new venues this year: the former SNIA Factory and the Pasino Glasshouses. In our EXCLUSIVE INTERVIEW with Valentina and Joseph, we discussed Alcova’s DNA, its criteria, and the platform’s future vision. ! Widget Didn’t Load Check your internet and refresh this page. If that doesn’t work, contact us. ! Widget Didn’t Load Check your internet and refresh this page. If that doesn’t work, contact us. ALCOVA HAS MULTIPLE LAYERS IN ITS DNA In your previous interviews, you mentioned that Alcova is conceptually nomadic—indeed, its venues used to change every year. However, this year—as with last year—Villa Borsani and Villa Bagatti Valsecchi are once again serving as Alcova exhibition spaces. Yes, in addition to Borsani and Valsecchi, there are two new venues, yet it still appears that Alcova is shifting towards a more fixed setup. What are your thoughts on this? We believe the premise of this question is incorrect. Alcova is a nomadic platform but does not change location every year. Since the beginning—starting with the former panettone factory—we have moved every two years. We spent two years there (2018-19), then two years at the former military hospital, and only in the case of the former slaughterhouse did we stay for just one year due to the start of a construction project. For Villa Bagatti and Villa Borsani, we are staying for two years, as per Alcova’s usual practice. Additionally, as you correctly noted, we are introducing two new locations: the Pasino Glasshouses where orchids were originally cultivated, and the large modernist factory of Snia. These locations are very close to those you visited last year, Villa Bagatti and Villa Borsani. But nothing has changed in Alcova’s format—our standard approach has always been to change locations every two years, not every year. What is in Alcova’s DNA? What motivates you? Alcova has multiple layers in its DNA. One of them is certainly being an independent fair that takes place in unconventional spaces—sites never before open to the city—which we interweave with contemporary design narratives. This approach allows objects, exhibitions, and installations to engage in a meaningful dialogue with architecture, creating a unique and compelling context. We have followed this path since the very beginning. But perhaps the most crucial aspect of Alcova’s DNA is its role as a platform for showcasing design research. While we have grown significantly in recent years, we have never stopped highlighting independent designers and experimental practices, alongside startups, galleries, museums, schools, and various institutions that come to present their work. WE BELIEVE ALCOVA HAS GROWN ORGANICALLY Since its debut in 2018, how do you think Alcova has evolved? Have there been any changes along the way? We believe Alcova has grown organically. As we mentioned, the core formula has not changed—we remain focused on showcasing design research and independent designers. This year, we are working across a vast area, spanning four locations, but that doesn’t necessarily mean Alcova will always operate on this scale. Next year, for instance, it could take place in a more compact space. In Miami, where we debuted in 2023, we work with more limited spaces. What matters to us is the quality and profile of the exhibitors, along with the strength of the architecture and the location. This kind of evolution is natural for a project that has gained a solid reputation over the years, becoming more widely recognized and, as a result, increasingly capable of attracting interest. From exhibiting the work of 20 designers in 2018, you now have many more participants and a similarly larger audience. Does this growth intimidate you? No, as we mentioned in response to the previous question, we are not intimidated by something that is entirely natural, normal, and healthy. A project that began more than seven years ago has to grow—otherwise, it would stagnate. The key is to continue evolving in a way that makes sense, gaining greater visibility and reaching a broader audience. What matters most, and what we are focusing on, is enhancing the experience for those who visit Alcova. This is not always easy during Salone del Mobile, given the sheer number of visitors and the fact that some of our spaces are quite small. ! WE SEEK INNOVATION IN MATERIALS, DESIGN, AND PRODUCTION How did you discover the two new venues added this year—the former SNIA Factory and The Pasino Glasshouses? As far as I know, both of you often enjoy wandering around Milan and uncovering the city's abandoned, forgotten spots, right? As you said, it is part of our practice to investigate the urban fabric of Milan and its surroundings in search of architecturally significant sites—places with an iconic value that are ready to be reactivated but would otherwise be difficult for the public to access. We approached Varedo in the same way. Even though one of the sites, Villa Borsani, is perfectly preserved and visitable by appointment, our approach remains consistent. As for the Pasino’s Glasshouses and the former Snia factory, the decision was quite straightforward since they are located on the same road as Villa Bagatti and Villa Borsani. Naturally, after activating these two locations last year, we walked this route many times, and these two architectural gems did not escape our notice. In fact, we had already discovered them last year, but due to timing constraints, we weren’t able to open them to the public. This year, however, these two major additions will make the trip to Varedo even more worthwhile. Although the exhibition spaces at Alcova are rented, the criteria for selecting designers is always discussed. What criteria do you use to evaluate the proposals you receive from designers? Yes, although Alcova’s spaces are rented, there are clear selection criteria that guide us in choosing from the large number of applications we receive. Innovation, experimentation, and research are at the core of our interests. We look for innovation in materials, in design language, and in production methods—these are all key themes for us. Design that explores social issues is equally important in shaping the ideal mix for an exhibition like ours. Another crucial factor in our selection process is the ability of exhibitors to engage with the spaces they are assigned. When applicants express a preference for a specific location, we always request a project proposal that demonstrates an understanding of the site and an ability to create an experience for visitors. We strongly believe that objects can communicate more effectively when they are presented in a compelling, well-executed display that interacts meaningfully with the surrounding architecture. ALCOVA WILL ALWAYS STAY TRUE TO ITS ESSENCE How do you envision Alcova’s future? Do you have any plans, or is the evolution of this platform unfolding naturally? We hope that Alcova will always stay true to its essence. We also hope this journey will take us to new places around the world. As you know, we took our first step in this direction with Miami, and there may be more locations in the future. That said, Milan and Salone del Mobile’s week remain not only our place of origin but also our most significant appointment. We look forward to returning and continuously raising the bar at this pivotal event for the international design scene. At the same time, we will soon be exploring new exhibition formats within Milan’s design landscape. ! Widget Didn’t Load Check your internet and refresh this page. If that doesn’t work, contact us.

  • URBAN | Yuzu Magazine

    August 2024 | Urban ENGLISH BELOW Türk ‘Dolce Vita’sına özlemle… words Onur Baştürk F ederico Fellini'nin 60'ların hareketli Roma'sına övgü niteliğindeki La Dolce Vita filmi; sadece cazibe, tutku ve ışıltının damgasını vurduğu İtalyan ruhunun bir tasviri değil, aynı zamanda Akdeniz 'iyi yaşamı'nın modern bir alegorisi olarak bilinir. Fransız yayıncı Assouline, hem o yılların ruhunu yeniden yakalamak hem de Anita Ekberg'in Trevi çeşmesindeki ikonik anından bu yana geçen altmış yılı kutlamak için nefis bir kitap yayınladı. 320 sayfalık “Dolce Vita” isimli kitap, İtalyan yaşam tarzının güzelliğini, tarzını ve zevkini kapsayan fotoğraf ve yazılarla dolu. İtalyan yazar, öğretim görevlisi, küratör ve gazeteci Cesare Cunaccia tarafından derlenen Dolce Vita, Cunaccia'nın lirik giriş yazısı ve özel bir görsel kürasyonuyla okuyucuları İtalya'da bir yolculuğa çıkarıyor ve Dolce Vita mottosunun kökenlerini keşfetme fırsatı sunuyor. Kitabın sayfaları Maria Callas, Sophia Loren ve Marcello Mastroianni gibi unutulmaz karakterlerle dolu. Ferdinando Scianna ve Bruno Barbey gibi fotoğrafçılar, Emilia-Romagna'dan Roma'ya, Napoli'den Sicilya'ya kadar İtalyan ruhunu belgeleyen fotoğraflarında Dolce Vita’nın özünü mükemmel bir şekilde yakalamış. İşte hem bu kitabın çıkışını kutlamak hem de “Dolce Vita” ruhunu bir kez daha hissedebilmek için Bodrum’daki Villa Maça Kızı’nda Garanti BBVA'nın Türkiye'deki öncelikli temsilcisi olduğu American Express'in bir etkinliği yapıldı. Assouline Türkiye iş birliğiyle gerçekleşen American Express Dolce Vita partisine gelmeden önce eski Türkiye’nin Türk Dolce Vita zamanlarına özlemlerimi sunmamak kaçınılmazdı. 60’ların sonu, en çok da 70’lere denk gelen, hatta belki 80’leri de gayet içine katabileceğimiz Türk Dolce Vita’sı; dönemin tüm siyasi çalkantılarına rağmen samimi, eğlenceli ve masummuş. Ruhunu hepten kaybetmiş ve insanların birbirine tahammülünün artık sıfırlandığı yeni Türkiye’den geçmişe bakınca en azından görünen bu… Nasıl olmasın ki? Misal: Eventin yapılacağı Villa Maça Kızı’na giderken Mandarin’in yeni villa inşaatının içinden geçmek zorunda kaldım. Sonra karşıya baktım, orası da Bulgari Otel inşaatı. Türk Dolce Vita’sının simgesi Bodrum artık zengin Arap, Rus, Kazak ve Azeri müşterinin zevkine göre şekillenen bir yer. Kimliği yok. Özü kalmadı… Yine de umutluyum, Fellini’nin dediği gibi, “Son yoktur. Başlangıç yoktur. Sadece yaşamın sonsuz tutkusu vardır”. Ve o tutku her zaman bir yerlerden mutlaka çıkar geri gelir! Longing for the Turkish 'Dolce Vita'... F ederico Fellini's La Dolce Vita, his ode to the vibrant Rome of the '60s, is known not only as a depiction of the Italian psyche marked by glamour, passion, and glitz, but also as a modern allegory of the Mediterranean "good life”. French publisher Assouline has published an exquisite book celebrating six decades since Anita Ekberg's iconic moment at the Trevi Fountain. The 320-page "Dolce Vita" is filled with photographs and essays that capture the beauty, style and taste of the Italian way of life. Compiled by Italian author, lecturer, curator, and journalist Cesare Cunaccia, Dolce Vita takes readers on a journey through Italy and explores the origins of the Dolce Vita motto through Cunaccia's lyrical introduction and special visual curation. The pages are filled with unforgettable characters such as Maria Callas, Sophia Loren, and Marcello Mastroianni. Photographers such as Ferdinando Scianna and Bruno Barbey have perfectly captured the essence of Dolce Vita, documenting the Italian soul from Emilia-Romagna to Rome, from Naples to Sicily. To celebrate the release of the book and to relive the spirit of Dolce Vita, an event was held at Villa Maça Kızı in Bodrum. Before coming to the American Express Dolce Vita Party organized in collaboration with Assouline Turkey, it was inevitable not to long for the Turkish Dolce Vita times of old Turkey. The Turkish Dolce Vita of the late 60's, most of the 70's and maybe even the 80's was sincere, fun and innocent despite all the political turmoil of the time. This is what we see when we look back from the new Turkey, a country that has lost its soul and where people no longer tolerate each other... How could it not be? For example: On my way to Villa Maça Kızı, where the event was to take place, I had to pass the construction site of the new Mandarin villas. Then I looked over and there was the construction of the Bulgari Hotel. Bodrum, the symbol of the Turkish dolce vita, is now a place shaped according to the tastes of rich Arab, Russian, Kazakh and Azeri clients. It has no identity. It has no essence anymore... Still, I am hopeful, as Fellini said, "There is no end. There is no beginning. There is only the eternal passion of life”. And yes, this passion always comes from somewhere!

  • URBAN | Yuzu Magazine

    August 2024 | Urban ENGLISH BELOW Şehirden ACI-TATLI notlar words Onur Baştürk Yıl 1999… Teşvikiye’deki bir apartmanın üçüncü katında açılan Buz, kulaktan kulağa yayılarak kısa sürede kendi müdavimini yaratır. Kapısında tabela bile olmayan, 20 kişlilik bir masanın etrafına herkesi oturtan, ilk kez 17.00 ile 22.00 arasında parti yapan Buz Bar’ın kendisi kadar ekibi de popüler olur: Lal Dedeoğlu, Ender Sanal ve Hakan Özkul… İşte o popüler figürlerden birinin, Hakan Özkul’un, salı gecesi Frankie’de 50’inci yaş kutlama partisi vardı. Haliyle 2000’lerin başı ve ortalarında gece hayatında sıkça gezmişlerin bir resmi geçidi gibiydi parti. Dolayısıyla iştahlı bir özlem giderme ve etrafta zevksiz/gustosuz ergen görmemenin verdiği apaçık bir haz vardı. Çünkü evet, İstanbul gece hayatı ekonomik nedenleri de içine katarsak, belki de en bedbaht zamanlarını yaşıyor. * * * Birkaç tane “çok yakında” haberi vereyim… İlki, Alaçatı’daki Alavya’nın yaratıcıları Rana-Erol Tabancı çiftinin Karaköy’de açacağı Hovagimyan Oteli. Enis Karavil’in tasarlayacağı otelin yıl sonuna doğru açılması bekleniyor. Otelin yöneticisi de Stay Alaçatı’dan tanıdık bir isim, Aslı Büyüka. Etiler’de, Arkestra’nın sokağında iddialı bir restoran/kulüp açılıyor. Güney Fransa & İtalya tadındaki iç tasarımını Rezzan Benardete’nin üstlendiği yeni mekanın ortakları Lucca’dan tanıdığımız Emrah Gencer ve Hüseyin Kılıç. Kasımda açılacak mekanın üst katında bir de kulübü olacak. Tek kullanımlık QR kodla giriş yapılacak kulübün ilhamı ise ‘Alice in Wonderland’. İstinye Park’ta ise İtalya'nın en eski restoranlarından biri olan Cova açılıyor. 1817 yılında Napolyon askeri Antonio Cova tarafından kurulan Cova pastacılık sanatıyla meşhur. Özellikle Noel zamanı yaptıkları ikonik pasta Panettone’yle… Gümüşsuyu’nun hip mekanı Setup ise artık sadece akşamları açık olacak ve hemen yanına bir tapas bar açacak. * * * Şu anda şehrin en popüler etkinliklerden biri stand-up’lar… Her restoranda yakında bir stand-up gösterisi izlemeye başlayabiliriz. Çünkü malum, bir şey popüler oldu mu herkes benzerini yapmaya başlıyor. Geçtiğimiz günlerde bir mekanda üç yeni stand-up’çının gösterisini izledim. Her stand-up’çıya 20’şer dakika ayrılmıştı. Tıpkı “Marvelous Mrs. Maisel” dizisindeki gibi. Ama bizim stand-up’çılara da dizideki gibi birer menajer Susie Myerson gerekiyor işte. Mevcut iktidar konusunda mizah yapamadıklarını “esprili bir dille” sahnede not düşen bizim stand-up’çıların, iktidarın sürekli hedef gösterdiği bir LGBTİ+ bireyi hakkındaki hayli ezici, yer yer zalim olabilen esprilerini görseydi Susie; eminim meşhur şapkasını yere atıp şahane bir etik dersi verirdi bu çocuklara. Keza içime Susie kaçmış olacak ki, o gece sahnedeki stand-up’çıya dayanamayıp serzenişte bulundum sus pus seyirciler arasından, “Bu söylediğiniz pek olmadı” diye. Mrs. Maisel izlemediği belli olan stand-up’çı (Bayan Maisel’e sahnede neler söylendiğini görse intihar ederdi herhalde!) sözlerime alındı ve sahneyi terketti. Ardından tekrar çıktı, olay tatlıya bağlandı, ama gösterinin Susie’si konumundaki kişi sonradan bana gelip “Gösteriyi sabote ettiniz” diyerek çemkirerek, “Daha da gelmeyin” demeyi ihmal etmedi. Eve geldiğimde Mrs. Maisel’ın ilk bölümlerini açmam ve dizideki gerçek stand-up’çıların dünyasına dalmam kaçınılmazdı tabii… SWEET and SOUR notes from the CITY The year is 1999... Buz opens on the third floor of an apartment building in Teşvikiye and quickly creates its own regulars by word of mouth. Buz Bar, which didn't even have a sign on the door, seated everyone around a table for 20 people and held parties between 5 p.m. and 10 p.m. for the first time, became as popular as its team: Lal Dedeoğlu, Ender Sanal and Hakan Özkul. One of these popular figures, Hakan Özkul, had his 50th birthday party at Frankie's on tuesday night. Naturally, the party was like an official parade of those who frequented the nightlife in the early and mid-2000s. So there was an appetite for nostalgia and the obvious pleasure of not seeing any tasteless/goureless teenagers around. Because yes, Istanbul's nightlife is perhaps experiencing its most unhappy times, if we include economic reasons. * * * Let me share with you some ‘coming soon’ news... The first is the Hovagimyan Hotel to be opened in Karaköy by Rana-Erol Tabancı couple, the creators of Alavya in Alacati. The hotel will be designed by Enis Karavil and is expected to open by the end of the year. The hotel will be managed by Aslı Buyuka, a familiar name from Stay Alaçatı. An ambitious restaurant/club is opening in Etiler. Rezzan Benardete is responsible for the interior design of the new place, which has a southern French and Italian flavor, and the partners of the new place are Emrah Gencer and Hüseyin Kılıç, whom we know from Lucca. The venue, which will open in November, will also have a club upstairs. The inspiration for the club, which will be accessible via a one-time-use QR code, is Alice in Wonderland. Cova, one of the oldest restaurants in Italy, will open in İstinye Park. Founded in 1817 by Napoleon's soldier Antonio Cova, Cova is famous for its pastry art. Especially with Panettone, the iconic cake they make at Christmas time... * * * One of the most popular events in town right now is stand-up... I recently saw three new stand-ups perform at a restaurant. Each comedian got 20 minutes. Just like the Marvelous Mrs. Maisel show. But our comedians need a manager, Susie Myerson, like on the show. I am sure Susie would have given them a great ethics lesson when she saw these comedians, who honestly say that they cannot make humor about the current government, making jokes about an LGBTI+ person who is constantly being targeted by the government, which can be quite cruel. Like Susie, I also told the comedian on stage that night, ‘That was not a nice thing to say’ The comedian, who obviously had not seen Mrs. Maisel (he would have committed suicide if he had seen what was said to Mrs. Maisel on stage!), took offense at my words and left the stage. Then the manager of the show (Susie, in a way) came up to me and got angry and said, ‘You sabotaged the show,’ not forgetting to tell me, ‘Don't come back’. When I got home, it was inevitable that I would turn on the first episodes of Mrs. Maisel and dive into the world of the real comedians on the show...

  • PEOPLE | Yuzu Magazine

    February 2025 | VOL 14 Costantino Gucci & Edward Raneri ‘THE REFLECTION FASCINATES US’ words Onur Baştürk I've always liked to think of mirrors as portals to other dimensions. Because the idea is both mysterious and the feeling of going to other dimensions and coming back is pleasant in every way. Of course, I don't really know if it's possible to come back! CELO1, founded by Costantino Gucci and Edward Raneri, creates products that tap into this sense of wonder and mystery. Working in both Italy and the UK, CELO1 focuses on creating objects and installations that interact with the viewer and the spaces around them. Costantino and Edward work with reflective materials such as glass and mirrors, which alter the viewer's reflected image in unexpected ways to achieve the desired effect. The designer duo painstakingly creates each piece using pigments that react differently when exposed to light, giving the mirror a unique vibrancy. Each reflection captured is an opportunity to explore the complexity of our existence! You met while studying in London and later founded CELO1. What were your dreams and goals when you started CELO1? COSTANTINO - When we founded CELO1 after meeting in London during our product design studies, our dreams and goals were deeply influenced by the experiences and insights we gained there. From the beginning, we knew we didn't want to just improve an object or a function; we aspired to create something that was a true extension of ourselves - our feelings and emotions. Mirror is an impressive material in every way. Why did you choose mirrors? I am very curious about the place of mirrors in your life. COSTANTINO - Mirrors and reflective materials have always been at the center of our focus because we are fascinated by the reflection. We see it not only as a simple external image but also as a revealer of our thoughts and an inner reflection, bridging the gap between perception and reality. I understand that you use not only mirrors, but also other reflective surfaces such as mirrors. Could you tell us more about your design process and the materials you use? COSTANTINO - We use materials such as mirrors, glass, and inks-each of which has a profound effect on the viewer's reflection and spatial perception, often in surprising and unpredictable ways. Glass, in particular, is a key element in our work due to its versatility and the significant impact it has on the visual results. Its reflective properties can vary dramatically depending on several factors, including its shape, thickness, and surface treatment. This variability allows us to manipulate how light interacts with the glass, creating different visual effects and altering the viewer's experience in unique and innovative ways. What are your first three thoughts when you look in the mirror in the morning? EDWARD - In a way, when I look at myself in the mirror, it's hard to focus on any one thought or to be fully aware of it. Aside from using the mirror to get ready, observing yourself and your identity is always a unique experience in which multiple thoughts seem to flow simultaneously. However, there are moments when simply looking at your face creates a heightened sense of awareness, allowing you to see yourself from both an external and internal perspective at the same time. Mirrors and parallel universes. This is another fascinating topic related to mirrors. I also get this sense of parallel universes in some of your products. What do you think, can mirrors be portals to other universes? EDWARD - Mirrors reflect light, often creating optical illusions, but also revealing areas that wouldn't normally be visible, such as your back or a hidden corner. Similarly, both mirrors and glass can create the illusion of additional space or openings that don't exist. In this way, mirrors simulate what could be interpreted as parallel universes or alternate realities. As a young design studio, I am also curious about the things that inspire you the most, could you write about that as well? EDWARD - Inspiration often arises from moments when time seems to stand still. These moments are typically defined by fleeting shapes, rays of light, reflections, and shadows. There's a certain connection between these brief occurrences and much longer-lasting phenomena, such as astronomical events. Thus, inspiration often comes from observing something as simple as a pond, while perceiving much larger, universal forces within it. for more Print VOL XIV - FALL & WINTER 2024-25 590,00₺ Price Add to Cart

  • YUZU BODRUM | Yuzu Magazine | İstanbul

    Seyahat + Stil + İnsan + Art + Botanik THE PEOPLE OF BODRUM SAHİR EROZAN THE PEOPLE OF BODRUM ARDA ÖNEN THE PEOPLE OF BODRUM SİNAN BEY RANCH HOUSE BARBAROS RESERVE GASTRO & FUN KARNAS VINEYARDS HOUSE A MODERN & BOHEMIAN SUMMERHOUSE IN BITEZ HOUSE SPACIOUS, CALM AND ECOLOGICAL GASTRO & FUN TRATTORIA IL MANDARINO THE PEOPLE OF BODRUM KEREM YILMAZ HOUSE A SOPHISTICATED TOUCH FROM SANAYI 313 Print BODRUM - COFFEE TABLE BOOK Out of Stock View Details

  • DESIGN & INTERIORS | Yuzu Magazine

    August 2024 | Travel TR BELOW UNCOVERING COOL VANCOUVER words Alp Tekin V ancouver has a reputation as one of the world’s most livable cities – with a beautiful setting and an enviable record in terms of healthcare, culture, environment, education, and infrastructure. Vancouverism is a trendy new socio- term, for a trendy new type of urban living ideal. It is based on a powerful sense of respect for the environment; for dynamic urban living; for the essence and importance of public spaces - and for the popularity of public transport. Which all adds up to a pretty compelling formula for the world’s disaffected city dwellers. But this utopian ideal also has its critics. Some argue that Vancouverism is merely about ‘building density’, while others complain it leads to social and economic inequality by raising the cost of living in the city. Whatever! Vancouver continues to set an example to other cities, particularly with its stance on climate change. The city has been endorsing effective climate action plans since the 1990s. Zero Waste 2040, a community-driven initiative, is one of the most impressive climate projects in the city. Tempted to move to the world’s most liveable city? Check out the coolest neighborhoods... DAVIE VILLAGE/WEST END Recognized for its seamlessly-integrated LGBTQ+ community, favorite haunts include Earnest Ice Cream, Caffe Mira, Honolulu Coffee, Elysian Coffee, Cardero Cafe, and Mary’s on Davie. Take time out to hunt for goodies in the stylish concept stores, like Wooden Spoon, Salt Spring, Biblio, The Archie and Little Mountain. KITSILANO Top choice of young professionals and families, with social hubs such as 49th Parallel Coffee and The Only Cafe. For Vietnamese culinary delights, visit La La Island, Head to the Noodle Man for ramen. And discover a wealth of local design treasures at 3204 W Broadway. GASTOWN Home to numerous edgy art galleries, innovative cafes, and boutiques. Enjoy great coffee at Revolver, Purebread, Propaganda, and Cafe Monaco. Eat well at Pourhouse, Water St Cafe, Meat & Bread, Di Beppe, Pidgin, L’abattoir, and MeeT. Discover unique goodies at The Latest Scoop, The Block, Artemisia Clothing and One of a Few. Have a cocktail at Bagheera, a speakeasy bar inspired by Rudyard Kipling’s The Jungle Book. Decorated with 19th and 20th century Indian and French references, Bagheera was designed by Bergman Design House, founded by Marie Solomon and Albin Berglund. Bagheera is accessed through a shop (also called Happy Valley Turf Club) where bets are placed on horse races. COMMERCIAL DRIVE A bohemian haven, the area’s daytime hotspots include Prado Cafe, Café Calabria, Commercial Street Cafe, and Cafe Deux Soleils. Popular dinner options include, Arriva Ristorante, Havana Vancouver, Biercraft and Tapas, and Famoso Italian Pizzeria. Check out the must-visit concept stores, like The Found & the Freed, People’s Co-Op Bookstore and Paranada Traders. UP AND COMING AREAS - MOUNT PLEASANT: Known for its flashy stores, eclectic restaurants and vibrant murals. Explore great concept stores like The Arbor Restaurant and Some Other Place. Refuel in Kudu, The Daily, Vintage Coffee, Burdock & Co, Old Bird, The Acorn Restaurant, and Published on Main. - RENFREW-COLLINGWOOD: Enjoy a melting pot of diverse dining options, ranging from Ruka Coffee to La Saison de Patisserie and Marui Bakery. EN YAŞANABİLİR ŞEHRİN cool MAHALLELERİ V ancouver’ın dünya çapındaki ünü malum: Bu şehir sağlık, kültür, çevre, eğitim ve altyapı alanlarındaki yüksek puanları nedeniyle her daim dünyanın en yaşanabilir şehirlerinden biri olarak seçiliyor. Dahası, “Vancouverizm” diye bir terim var. Vancouverizm, yeni tür şehir yaşamını tanımlamak için kullanılıyor. Hem kent mimarisi ve planlaması hem de şehir yaşamı için bir ideali temsil ediyor. Vancouverizm’in anahtar kelimeleri ise şöyle: Doğaya saygı, dinamik şehir yaşamı, kamusal alan ruhu, toplu taşımaya önemli ölçüde bağımlılık ve yeşil alanlar… Ama bu idealin eleştirildiğini de söylememiz gerek. Vancouverizm’in aslında sadece “bina yoğunluğu” olduğunu söyleyen de var, şehirdeki maliyetleri yükselttiği için sosyal ve ekonomik eşitsizliğe yol açtığına dikkat çeken de… Her şeye rağmen Vancouver ve Vancouverizm diğer şehirlere örnek olmaya devam ediyor. Özellikle de iklim konusunda. Çünkü 90'lardan bu yana Vancouver bir iklim eylem planı üzerinde çalışıyor ve bu konuda gerçekten lider. Ve gelelim bu ideal şehrin birbirinden farklı atmosferlere sahip cool mahallelerine… DAVIE VILLAGE/WEST END Özellikle LGBTİ+ topluluğuyla tanınıyor. Mahallenin gözde mekanları: Earnest Ice Cream, Caffe Mira, Honolulu Coffee, Elysian Coffee, Cardero Cafe ve Mary’s On Dave. Ayrıca Wooden Spoon, Salt Spring, Biblio, The Archie, Little Mountain isimli konsept dükkânları da uğramalık. KITSILANO Genç profesyoneller ve aileler arasında popüler olan bir mahalle. 49th Parallel Coffee ve The Only Cafe en iyi sosyalleşme noktaları. Vietnam restoranı La La Island ve noodle restoranı Noodle Man iyi restoranlar arasında. 3204 W Broadway ise lokal tasarım ürünlerin bulunabileceği bir dükkan. GASTOWN Galeriler, yenilikçi kafeler ve bağımsız butiklerin karışımını sunan bir mahalle. Revolver, Purebread, Propaganda ve Cafe Monaco; tavsiye ettiğimiz kafeler. Pourhouse, Water St Cafe, Meat & Bread, DiBeppe, Pidding and L’Abattoir ve MeeT ise bu mahallenin iyi restoranları. The Latest Scoop, The Block, Artemisia, One Of a Few ise uğranılması gereken konsept dükkânlar… COMMERCIAL DRIVE Bohem atmosferiyle tanınan bu mahallede gündüzleri takılmak için Prado Cafe, Cafe Calabria, Commercial Street Cafe, Cafe Deux Soleils’e, akşam yemeği için ise Arriva, Havana, Biercraft Tap and Tapas ve Famoso’ya uğranabilir. Bu mahallenin gözde konsept dükkanları ise şöyle sıralanıyor: The Found and the Freed, People’s Co-Op Bookstore, Paranada Traders. YÜKSELİŞTEKİ MAHALLELER 1. MOUNT PLEASANT: Gösterişli mağazaları, eklektik restoranları ve çarpıcı duvar resimleriyle tanınan bir mahalle. Uğranması gereken konsept dükkânları The Arbor ve Some Other Place. Popüler kafe ve restoranları ise şöyle: Kudu, The Daily, Vintage Coffee, Burdock&Co, Old Bird, The Acorn, Published on Main. 2. RENFREW-COLLINGWOOD: Bu mahalle farklı zevk ve tercihlere hitap eden restoran ve kafeler de dahil olmak üzere çok çeşitli yemek seçenekleri sunuyor. Mesela Ruka Coffee, La Saison de Patisserie ve Marui Bakery.

  • ART & CULTURE | Yuzu Magazine

    January 2025 | Art & Culture MODERN-DAY MYTHOLOGICAL HEROES words Onur Baştürk In his drawings, he aims to show that love between two men is just as beautiful as any other kind of love. His fantasy universe of muscular, mustachioed heroes is sometimes erotic, sometimes passionate, and often deeply romantic. It feels like a poetic reflection of love, or the erotic fantasies born from it. This sentiment struck me as I spoke to Clément Legrand, an artist who has carved out a unique niche with his work. He is, without a doubt, a meticulous magician, skillfully capturing emotions on paper. A BLEND OF FEELING AND DISAPPOINTMENTS Your work centers on the male body and love between men. You often depict muscular, idealized male figures. Is there a specific reason for that? I think we often desire what we don’t have. That’s why my work reflects this idealized vision of men. I’ve always wanted an athletic body, but that’s not my reality. So, I’ve taken it further in my drawings, creating men with perfect physiques. In a way, it’s a blend of my feelings and disappointments. The men you draw resemble modern-day mythological heroes—heroes who might use an app! Would you want to live in ancient times, like ancient Greece? That depends on the role I’d play! If I could envision myself in an idealized version of ancient Greece, then yes, I’d go. But honestly, I already feel exhausted and overwhelmed by the adventures awaiting me today! Your work reminds me of the erotic world of Tom of Finland Thank you! I’m flattered. Tom of Finland is a hugely influential and talented artist in gay culture. He’s definitely one of my inspirations, alongside others. I must admit, Tom and I do share a particular affection for mustaches! DRAWING FANTASY EROTICISM Do you draw the man of your dreams? A few years ago, I would’ve said, ‘Absolutely, yes, I’m drawing the man of my dreams.’ But life has taught me to separate fantasy from reality. Now, I’d say I draw fantasy eroticism. Is it difficult for two men to love each other? Or is it romantic? Love between two men isn’t inherently complicated. What’s complicated is the societal perception we’ve yet to reshape. For years, media has portrayed us as caricatures—funny but rarely taken seriously. Through my work, I aim to show that our love and emotions are just as beautiful as anyone else’s. Our love is the same; only the details differ. However, expressing that love freely—like holding hands or showing affection in public—can still be risky, depending on where we are. EXPLORING BEYOND PAPER Your work reminds me of Jean Cocteau. Like his drawings on the walls of Villa Santo Sospir, your art sometimes appears on furniture or vases. Do you enjoy this versatility? I’ve never drawn on walls, but I imagine it must be liberating to tell a story that way. Working on materials beyond paper lets me deepen the messages I want to share. For these projects, I often collaborate with friends or family. I’ve worked on metal sculptures with my father, on armchairs with upholsterer Jérôme Thoumyre, and recently on a rug with the talented designer Jean-Edouard Cistacq. It’s a joy to share my universe with them! How would you describe your work? I’m a detached observer, capturing fleeting moments of human emotion—pleasure, joy, sadness, love, anger, passion. My work freezes these intangible moments in time. It’s like a poem, distilled into its purest form. BEGINNINGS AND DREAMS How did you start drawing? What motivated you? This journey began when I was asked to illustrate two songs by Françoise Fabian: Ce Diable d’Homme by Charles Aznavour and La Conversation by Vincent Delerm. Those projects marked the start of my illustration career. Over time, I realized this medium allowed me to express my feelings and my sexuality. You’re both a graphic designer and a director. Which role comes first? I’m both! But those passions have been on pause lately. Maybe one day I’ll return to video. I love capturing moments before anyone notices my presence. As an introvert, though, I find solace in quietly working on my drawings.

  • DESIGN & INTERIORS | Yuzu Magazine

    March 2025 | DESIGN & INTERIORS REDEFINING MODERN LIVING on the EAST COAST words Karine Monie photos Brian Wetzel interior design Melissa & Miller Color served as the driving inspiration behind this home, nestled just outside Philadelphia on the East Coast of the United States. Guided by the homeowners’ impressive art collection, the design team at Melissa & Miller expertly blended vibrant and moody hues—minty sage, deep plum, emerald, and duck egg blue—to create interiors that are both striking and highly functional. The result is a dwelling brimming with energy, character, and fresh ideas—perfect for those who value thoughtful design. The project was commissioned by a married couple in their 60s, who sought to downsize from a larger home while retaining a sense of sophistication and a flair for entertaining. “We wanted the house to reflect the creativity in both husband and wife: polished, well-traveled yet not flashy,” explains Melissa Urdang Bodie, co-founder of Melissa & Miller. Long-time residents of the Philadelphia area, the couple desired a single-level home that was warm, welcoming, and conducive to hosting guests. Their open-minded, decisive nature allowed the design team to explore bold, unconventional choices. A COLORFUL APPROACH Abandoning traditional white kitchens, Melissa & Miller embraced a non-traditional approach that celebrated color as a central theme. Starting with a neutral base in the central living area, the design team built out a spectrum of vivid accents across the home: - Kitchen: The calm kitchen features a refreshing minty sage hue (Farrow & Ball Eddy) paired with a soft sage De Gournay wallpaper, creating an inviting and serene atmosphere. - Living Area: The central living room is painted in a warm white, offering a subtle backdrop that allows bolder colors in adjoining spaces to shine. - Private Spaces: In the den, moody midnight tones (Farrow & Ball Hague Blue) create a contemplative setting, while the home bar and cigar room are awash in rich plum tones (Farrow & Ball Brinjal). The two bedrooms present contrasting moods—one with duck egg blue accented by hints of blush, and the other in crisp, burnt orange with wheat details. SPECIAL DETAILS AND LOCAL ARTISTRY In collaboration with architect Neil Young, the design of the bar area features lateral mesh metal shelves, setting the stage for the “Cigar” artwork that became the focal point of the room’s color palette. The team also placed a strong emphasis on incorporating artisans, small makers, and female designers into the project. Local woodworkers such as East Otis crafted the L-shaped bookshelves that flank the stepped-down living room, while pieces from Nat Fry, Hoffman Hardware, and large globe pendants from Cuff in LA add bespoke touches throughout the home. Luxurious throw pillows from Aldridge & Supple (London) and a curated selection of high-end fabrics, wallpapers, and rugs from renowned suppliers complete the layered, textured interiors. DETAILS - ENTRY: Wall lights by Apparatus. - LIVING ROOM: L-shaped Varickk sofa by Maiden Home with Schumacher fabric. Elyse freeform coffee table by Eternity Modern. Sumo chair and Sumo ottoman by Holly Hunt. 1960s vintage Czech chairs from 1stdibs with Rogers and Goffigan fabric. Maker’s chair by Lawson Fenning. Amber small Soda tables from Comerford. Suspended lighting by Cuff Studio. Potosi area rug by Erik Lindstrom. - DINING ROOM: Lance dining chairs by Palecek with Brook Perdigon fabric. Stave dining table by Black Creek Mountain. Mollino large tiered chandelier by Visual Comfort. Stella sconces by Lostine.

  • URBAN | Yuzu Magazine

    March 2024 | Urban english below İstanbul yeniden cool olur mu? words Onur Baştürk B ir belediye seçimi sonrası bu kadar sevinip heyecanlanmak, şu an Türkiye’ye dışardan bakan bir yabancının pek de anlayamayacağı bir şey. Üstelik daha fazlası var. Seçim sonuçlarını izlediğimiz gecenin sonunda arkadaşımız hepimizi tek tek evlerine bırakırken şöyle bir şey oldu: Etiler’de önümüze çıkan Büyükşehir Belediyesi’nin çöp toplama kamyonunu hep beraber alkışlamaya başladık! Bir yabancı görse, “Delirmiş bunlar herhalde” derdi. Ama işte delirmedik aslında, delirttiler! Sonuçta, bir belediye seçimi sonrası bu kadar mutlu olmayı bir tek biz anlayabiliriz. Daha da ötesi, yeniden eskisi gibi olmayı artık hayal edebiliriz. Mesela: İstanbul’un 2005’teki gibi yeniden tescilli bir “cool kent” olmasını… Tescilli diyorum, çünkü Newsweek dergisi 2005 yılında İstanbul’u o dönem kapağına taşımış ve şöyle anonslamıştı: “Avrupalı veya değil, İstanbul dünyanın en cool kentlerinden biri”. Newsweek, İstanbul’un bir rönesans yaşadığından bahsetmiş, "AB'ye girmemek Türkiye için dünyanın sonu değil. İstanbul onlara yeter" yorumunu yapmıştı. Aynı makalede İstiklal Caddesi'nde bir yaz akşamı geçirmenin şahaneliğine değinilmiş, farklı tarzların bir arada oluşuna övgüler düzülmüştü. 360’da çalınan sufi elektronik müziğin sokağa kadar duyulmasından tutun da Mojo, Babylon gibi kulüplere kadar yazıda her türlü ayrıntıya yer verilmişti. Ve şimdi, İstiklal Caddesi’nin de bulunduğu Beyoğlu Belediyesi’nin, uzun bir aradan sonra (30 yıl olduğu belirtiliyor) ana muhalafet partisine (CHP) geçmesiyle birlikte o “cool günler” geri gelir mi? İstanbul’da yaşayan lokallerin bile bir süredir gitmekten imtina ettiği, son yıllarda Arap turistlerin zevkine göre şekil almış Beyoğlu yeniden cool olur mu? Evet, artık yeniden umudumuz var. Çünkü İstanbul yeniden cool ve canlı bir şehir olmayı ve sadece belli başlı birkaç ülkeden değil, dünyanın her ülkesinden kaliteli turist akınını hak ediyor. Hem de çok! Will Istanbul be cool again? T o be so happy and excited after a local election is something that a foreigner looking at Turkey from the outside cannot really understand. And there is more to it than that. At the end of the night when we were watching the election results and our friend was driving us home one by one, something like this happened: We all started applauding the city garbage truck in front of us in Etiler! A foreigner would have said, "You must be crazy. But we weren't crazy, they made us crazy! After all, only we can understand how we can be so happy after a local election. More than that, we can now dream of being the same again. For example: Istanbul becoming a registered "cool city" again, like it was in 2005... I say "registered" because in 2005, Newsweek magazine put Istanbul on its cover and announced: "European or not, Istanbul is one of the world's coolest cities". Newsweek mentioned that Istanbul was experiencing a renaissance and said, "Not joining the EU is not the end of the world for Turkey. Istanbul is enough for them”. The same article mentioned the fabulousness of spending a summer evening on Istiklal Street and praised the coexistence of different styles. From the Sufi electronic music played at 360, which could be heard from the street, to clubs like Mojo and Babylon, the article included all kinds of details. And now that Beyoglu Municipality, where Istiklal Street is located, has gone to the main opposition party (CHP) after a long time (reportedly 30 years), will those "cool days" come back? Will Beyoglu, which in recent years has been shaped according to the tastes of Arab tourists and where even Istanbul natives have been avoiding going for a while, become cool again? Yes, now we have hope again. Because Istanbul deserves to be a cool and vibrant city again, and it deserves an influx of quality tourists not just from a few countries, but from every country in the world. Very much!

  • DESIGN & INTERIORS | Yuzu Magazine

    March 2025 | DESIGN & INTERIORS FLØIRESTAURANTEN REBORN: Old Soul, New Vibe words Karine Monie photos Tom Haga interior design Sol Design architects Paal J. Kahrs Arkitekter and b + b arkitekter Nestled in a nearly 100-year-old neoclassical wooden building in Bergen, Norway, Fløirestauranten has been reborn as a vibrant dining hotspot that marries its storied past with a fresh, contemporary twist. Set against Bergen’s dramatic natural backdrop, this transformed restaurant channels nostalgia and modernity in every detail. A CELEBRATION OF HISTORY AND INNOVATION Originally designed in the early 1920s by renowned architect Einar Oscar Schou—and inspired by Norway’s beloved fairytales—the building has been restored with a sustainable, modern approach by Sol Design, led by visionary Sonja Solstrand. “I sought to capture the soul of the historical building, keeping it alive while dressing it in a new suit,” she explains, with a design concept rooted in heritage and connection. DYNAMIC DESIGN THAT CONNECTS WITH NATURE Inside, Fløirestauranten is a fusion of old and new. Expansive spaces invite guests to unwind after a hike or catch up with friends, while custom fixtures and iconic Nordic furniture, including meticulously restored vintage Knag chairs, pay tribute to Bergen’s design legacy. Carefully curated lighting—from Nuura’s nature-inspired pieces to Bocci’s modern, cloud-like fixtures—enhances the organic flow of the space. INSPIRED BY THE LANDSCAPE AND COMMITTED TO SUSTAINABILITY Drawing from the lush surroundings of Fløyen Mountain, the color palette blends green tones with earthy hues for a warm, calming ambiance. Reclaimed wood flooring, repurposed timber, and revived brass details underscore the commitment to sustainable design that honors the building’s original charm. Fløirestauranten isn’t just a restaurant—it’s an immersive experience where history meets modern design, offering a unique blend of elegance, comfort, and cultural depth.

bottom of page